22/4/2009 - GÖZTEPE 1925
Göztepe'miz 1925'te, Altay'ın Alsancaklı ve Güzelyalılı futbolcuları arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucu 1925 yılında doğdu.  Izmir'in futbolla tanismasi yüzyilin baslarina rastliyor. Türkiye'de futbolun oynandigi ilk sehirdir Izmir. Kentte sosyal yasam, sanayi ve ticaret gibi, fubol da yabancilarin egemenligindedir. Dönemin maçlari Apollon, Pelops, Evangelidis, Midilli gibi Yunan-Ingilis-Ermeni karisimi takimlarla yapilmaktadir. Izmir'in ilk spor kulübü olarak Karsiyaka 1912'de kurulur. 1914'te onu Altay izler... Altay futbolda, kisa sürede kentin en basarili takimi haline gelir. Fakat basari çekismeleri de beraberinde getirir. 1923'teki Ankara seyahati sonrasi Dönertas grubunun ayrilmasiyla Altinordu kurulur. Ama huzursuzluk sona ermez. 1925'te bu kez Aydin'a giden kafilede, tren yolculugu sirasinda tartisma çikar. Aslinda o seyahatten önce de, Altay'da Alsancaklilarla, Kokaryalilar'in (Güzelyali) arasi açiktir. Trende tartisilan olayin ne oldugu hala bilinmez ama iki grubun taraftarlarinin birbiri oyunculari aleyhine yapilan tezahürattan bu kavganin çiktigi söylenir. Sonuçta Nebil ve Vefat kardeslerle, Ferit Simsaroglu, Necati, Ferit, Nüzhet ve Muzaffer beyler, yeni bir kulüp kurma fikrini benimserler. Kuruluş 14 Haziran'da Gayriresmi olarak bugünkü Göztepe'mizin temeli böylece atilmis olur. 14.06.1925'te yapilan ilk kongrede Göztepe'mizin fahri baskanligina o günün valisi Kazim Dirik seçilir. Idare heyetinde ise su isimler bulunmaktadir: Simsar Fehmi (Simsaroglu) Baskan, Turan Dirik 2. Baskan, Mühendis Aziz, Mustafa, Murteza, Serif ve Alaettin Beyler, Ahmet Özgirgin (Genel Kaptan), Adil Burgöz (Denizcilik Subesi). Mithatpasa Caddesi 1091 numarada, bir yöneticiye ait yillarca "kampevi" olarak kullanilan binaya yerlesen kulübümüz, 10 Mart 1966'da 1170 numaradaki Denizcilik Lokali'ne (bugünkü kulüp binasi) tasinacaktir. Kurulus kongresinde kulübümüzün adinin, semtin adi olan GÖZTEPE, renklerinin SARI KIRMIZI, formasinin çubuklu olmasi karara baglanir. Fuat Göztepe efsanesi Baslangiçta hayli dar olan kadro, daha sonra diger küskünlerin de katilmasiyla güçlenir. Altay'dan Göztepe'mize katilan son oyuncu, yine Alsancaklilarla anlasamayan Fuat Göztepe'dir. Okulda baslayan futbol hayatina Altay'in üçüncü takiminda devam eden Fuat Göztepe, bir maçta Dominico isimli Rum futbolcunun kendi yerine oynatilmasini hazmedemez ve 1931'de Göztepe'mize geçer. Göztepe'miz bu tarihte federe olmustur. Fuat Göztepe o dönemde, senede sadece bir veya iki kez yapilan milli maçlarda, toplam 5 kez A Milli Takim formasini giyer. Yunanistan'in Enonis takiminin 4-3 maglup edildigi maçta 4 golü de atarak destan yazar. Izmir mahalli kümesindeki ilk maçlarini, 1926 yilinda Altay, Bayrakli ve Hilalspor'un katildigi Beyaz Grup'ta oynayan Göztepe'miz, 1937 yilinda bir emrivaki ile karsi karsiya kalir. Dönemin Valisi Fazil Güleç, yakin semtlerdeki kulüpleri birlestirme karari almistir. Göztepe'yi, emir verip, "Doganspor" adi altinda Izmirspor ile birlestirir. Ayni dönemde Altinordu, Altay ve Buca "Üçok", Karsiyaka ve Bornova da "Yamanlar" adiyla birlestirilir. Birlesme önerisi kulüpler tarafindan pek hos karsilanmamistir, ancak Vali Güleç "Birlesmeyeni kapatirim" tehdidini savurunca baska çare kalmamistir. İzmirspor'la Birleştik Ne var ki birlesen Izmir kulüpleri, Güleç'in Balikesir'e tayini çikinca ayrilip yeniden eski isimlerini alirlar. Ilk yillar, yeni kulüp olmanin yokluk ve sancilari arasinda pek parlak geçmez. Öyleki Göztepe'miz Mahalli Lig'deki ilk sampiyonlugunu Izmirsporla birlestikten sonra Doganspor adiyla lige katildigi 1937 yilinda kazanir. Yani kurulduktan tam 12 yil sonra... 1941-1944 yillari arasinda kendi adiyla üç sampiyonluk daha kazanan Göztepe'miz, artik ulusal düzeyde de oldukça basarili maçlar çikarmaktadir. 1948'de Yunan sampiyonu Apollon'u yenip Göztepe'mize kupa kazandiran ekipte Mustafa Orçunos ile birlikte Seracettin, Mehmet Öktem, Nezihi, Arap Alaattin, Semihi ve Muhsin Avlar gibi önemli futbolcular da vardir. İlk Şampiyonluk Yil 1950... Istanbul sampiyonu Besiktas, Ankara sampiyonu Gençlerbirligi, Izmir sampiyonu Göztepe ile grup sampiyonu Izmit Kagitspor Türkiye Sampiyonlugu için karsilasmaktadir. Göztepe'miz Gençlerbirligi'ni 4-1, Kagitspor'u 3-0, Besiktas'i da 1-0 yenerek Türkiye sampiyonlugu kupasini Izmir'e kazandiran ilk takim olur. Sedat Çaglayan'in oynadigi 50'li yillarda Seracettin Kirklar'i, Sagbek Sümer'i, Kaleci Erdogan Akin'i ve diger kahramanlariyla Göztepe'miz, 1952-53'te yeniden Izmir sampiyonu olur. Bu arada profesyonellik resmen baslamistir. Mücadele önce mahalli profesyonel ligde sonra milli lig düzeyinde yapilmaktadir. Izmir ekipleri Istanbul maçlarina Bandirma'ya kadar tren, sonra vapurla, Ankara maçlarina da trenle, birlikte gitmektedirler. Çünkü cumartesi ve Pazar günleri iki maç oynanmaktadir. Bu dönemin Göztepe'si Istanbul'da, zaman Fenerbahçe, Galatasaray ve Besiktas'a karsi galibiyetler alabilmekte ve parlak gelecegin isaretlerini vermektedir. Düşüş Dönemi Ve... Düsüs dönemi baslamistir. Göztepe'miz son 20 yilda bir çok badireler atlatir. Kimi zaman tek bir puanla, kimi zaman averajla sampiyonlugu kaçirir, gün gelir gol averajiyla 3. Lig kapisindan döner, kulübün anahtari valiye teslim edilmek istenir. GözGöz'ümüz artik kendisiyle basbasa kalmistir. Yüzlerce yönetici ve teknik adamin görev yaptigi Göztepe'mizde istifalar, kadro disilar, parasizlik, huzursuzluklar, sevinç ve iskitrar abidesi GözGöz'ümüzü istikrarsizlik ve dogal olarak basarisizliga sürükler. 3. Lig'e düsmekten son anda kurtulan Efsane Göztepe'mizin imdadina Yeni Asir yetisir. Bundan sonraki son 20 yilda da su gelismeler olur: 1981-82: Göztepe'miz 2. Lig'i dördüncü sirada tamamladi. 1982-83: Denizlispor 46 puanla sampiyon olurken, GözGöz'ümüz 36 puanla ligi 5. tamamladi. 1983-84: Eskisehir 49 puanla sampiyon, Göztepe'miz 34 puanla 4. oldu. 1984-85: Son haftaya iki puan önde giren Kayseri, Adana beraberligi ile 40 puana ulasti ve sampiyon oldu. Göztepe'miz Afyon ile 0-0 berabere kalarak 38 puanla 3.lük ile yetindi. 1985-86: Boluspor 52 puanla birinci, Göztepe'miz 37 puanla besinci oldu. 1986-87: Karsiyaka 53 puanla 1. Lig'e çikarken, GözGöz'ümüz 39 puanla ligi altinci tamamladi. 1987-88: Konyaspor 65 puanla sampiyon oldu, Göztepe'miz 56 puanla besincilikte kaldi. 1988-89: Zeytinburnu 85 puanla ligi zirvede bitiriken, GözGöz'ümüz 56 puanla besinci oldu. 1989-90: Göztepe'miz Aydinspor ile çekisti. Efeler 74 puan toplarken GözGöz 65 puanda kaldi. 1990-91: Son haftaya Altay 81, Göztepe'miz 78 puanla girdi. Göztepe deplasmanda Gönen ile berabere kaldi, Altay ise deplasmanda Mugla'yi 2-1 yendi ve ipi gögüsledi. 1991-92: Karsiyaka 78 puanla birinci olurken, Göztepe'miz 53 puanla 4. oldu. 1992-93: GözGöz'ümzü Play-Off'a yükseldi, 18 maçta 13 puan topladi ve ligi 9. sirada tamamladi. 1993-94: Göztepe'miz Klasman Grubu'nu 2. sirada tamamladi. Dardanel 55 puanla birinci oldu. 1994-95: Klasman Grubu'nda son haftaya 51 puanla giren Göztepe'miz Salihli ile 0-0 berabere kaldi, Manisa'yi 4-0 yenen Buca ligi zirvede bitirdi. 1995-96: GözGöz'ümüz ikinci defa Play-Off'a kaldi. Dardanel ve Sariyer 1. Lig vizesi alirken, Göztepe'miz 22 puanla 7. oldu. 1996-97: Göztepe'miz 3. Lig'e düsme korkusu yasadi. GözGöz gibi 40 puani olan Mugla averajla 3. Lig'e düstü. 1997-98: Göztepe'miz sirketlestikten sonra toparlandi ama yine tehlike yasadi. Son haftalara diken üstünde giren GözGöz'ümüz Klasman Grubu'nu 42 puanla 4. tamamladi. 1998-99: Sirketlesme ile güçlenen Göztepe'miz, Play-Off'a girmeyi basardi. Elazig'a evinde 3-1 yenilen sari kirmizi ekibimiz Seker, Sariyer ve Vanspor'u yendi ama kendisi gibi 33 puan toplayan Denizlispor'a geçildi. Vanspor ve Denizlispor direk olarak 1. Lig'e çikmayi basardi, Göztepe'miz ise Antalya'da Ekstra Play-Off'larda Ankara, Batman ve Rizespor'u yenerek 18 yilliik hasrete son verdi. 1999-00: Göztepe'miz 18 yil sonra çiktigi 1. Lig'de ancak 23 puan toplayabildi ve ligin bitimine 6 hafta kala küme düstü. 2000-01: GözGöz'ümüz, Klasman Grubu'nda ligin bitimine üç hafta kala Play-Off'a çikisini garantiledi. Play-Off'ta oynadigi 18 maçta, 14 galibiyet, 2 berabrelik, 4 yenilgi aldi ve 38 puan toplayarak, 2. Lig Şampiyonu olarak Süper Lig'e bir yıl aradan sonra tekrar yükselir. 2001-02: Sarı-kırmızılı ekibimiz, Süper Lig'i 45 puanla 7. sırada tamamladı. UEFA Kupası'na oynama şansını 3 puanla Denizlispor'a kaptırdı. 2002-03: Göztepe'miz 34 maçta topladığı 26 puanla ligi 17. sırada tamamlayınca, küme düşen üç kulüpten biri oldu.
netten alıntıdır
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
13/4/2009 - Dövüş sanatları arasında bir yolculuk
Dövüş sanatları arasında bir yolculuk... ÇİNDE 1500, JAPONYA DA 850 DÖVÜŞ STİLİ VAR. "Karate'den "kung-fu"ya, "savate"den "Tayland boksu” na sayısız dövüş stilinden söz ediliyor... Bugün çoğu uluslararası düzeyde yarışmalara konu olan bu dövüş sanatlarının kökeni, eski bir Zen tarikatına dayanıyor...  En eski Okul... Çin'deki Shaolin-si Tapınağı'nda yüzlerce "kung-fu" öğrencisi sabahın erken saatlerinde hocalarının denetiminde egzersiz yapıyorlar. Törensel hareketlerden sonra antrenman başlıyor Teorik olarak, dövüş sanatları, "özel vuruşlar ve hareketler ile saldırganı etkisiz kılmaya yönelik, doğu kökenli kişisel savunma sanatı" şeklinde tanımlanıyor. Dövüş sanatlarına ilişkin sözlüklerde de aşağı yukarı buna yakın ifadeler var, ama aslında olay bu kadar basit değil... Çünkü bu sporların yapıldığı salonlara girildiğinde, gösteriler, bir idmandan çok dini bir tören yapıldığı izlenimi veriyor. Sporcular eğilerek birbirlerini saygıyla selamlamadan mindere ayaklarını basmıyorlar. Sonra, diz çökerek sanki dua edercesine konsantrasyona giriyorlar ve enerjilerim yoğunlaştırıyorlar. Başlarını mindere doğru eğip, ellerini birbirlerine vuruyorlar ve bütün bu törensel hareketlerden sonra antrenman başlıyor, Dikkat et! çekirge... Bir usta, bacakların ve omuzların konumuyla vücudun duruşunu sürekli denetliyor ve kimi zaman da az ama öz cümlelerle öğrencilerin yaptığı yanlışları düzeltiyor, Öğrenciler, bu ikazlara başlarını öne eğerek teşekkür ediyor, bir dans yaparcasına, kimono gibi bir giysi ve kılıcı simgeleyen bir sopayla aynı hareketleri tekrarlayıp duruyorlar. Savaş tekniği ve felsefesi... Dövüş sanatları, bu iki kavramı da içeriyor. Ama özel olarak bir genelleme yapmak gerekirse, dövüş sanattan iki ayrı sınıfa ayrılıyor. "Göğüs göğüse kavga" ve "rakibi yaklaştırmadan özel vuruşlarla yapılan kavga"... Göğüs göğüse kavganın, daha çok insanların soğuktan korunmak için kalın giyindikleri ve doğal olarak bu giysilerin içinde hareket serbestilerinin kısıtlandığı soğuk iklimli Uzakdoğu ülkelerinde geliştiği biliniyor. Diğeri ise, hafif giysilerin giyildiği sıcak iklime sahip ülkelerde yaygın... Dövüş sanatları ve teknikleri ise, efsaneye göre tek bir kökene dayanıyor Dövüş sanatlarının en tanınmıştan Uzakdoğu kökenli olsa da, bu sanatın tekelini sadece onlar ellerinde tutmuyorlar. Avrupa'dan Afrika'ya yüzyıllar boyunca her ülke kendi dövüş tekniğini geliştirmiş. Uzakdoğu'daki tüm dövüş sanatları ve teknikleri ise, efsaneye göre tek bir kökene dayanıyor: M.S. 6. ve 7. yüzyılda yaşayan ve Hindistan'dan gemiyle Çin'in Yunnan eyaletine gelerek Shaolin-si (Genç Orman) Tapınağı'nda Zen tarikatını kuran Bodhidharma isimli bir Hint rahibine... Bodhidharma öğretileri, Çin'den tüm doğuya yayıldı Zaman zaman bölgede baskınlar veren haydutlardan korunmak için tapınak rahiplerinin kullandıkları ve aynı zamanda onlara dua anında gerekli olan konsantrasyon ve gücü sağlayan bu öğreti, giderek silahsız dövüş sanatının kökenini oluşturmuş... Bodhidharma öğretileri, Çin'den tüm doğuya, özellikle de Japonya'da en yüksek sosyal sınıflara ve savaşçı kast üyeleri arasına yayılmış... Çin'de 1500, Japonya'da ise 850 farklı dövüş sanatı ve stili var Güneydoğu Asya ülkelerinin (Endonezya, Malezya ve Hindistan gibi) bu öğretiye katkıları inkar edilmese de dövüş sanatlarının büyük ölçüde Çin ve Japonya'da geliştiği bir gerçek... Bölgeye yayıldıkça birbirinden farklılaşan bir sürü dövüş stili zincirinin ilk halkaları da bu iki ülkede gerçekleşmiş. Bugün sadece Çin'de 1500, Japonya'da ise 850 farklı dövüş sanatının ve stilinin bulunması, bu iki ülkenin öncülüğünü en somut biçimde gösteriyor. İki büyük dini aile: Shaolin-si ve Tao Tüm bu stiller bağlı oldukları dini öğretiye göre de ayrılıklar gösteriyor. Çin'de dövüş sanatı disiplinleri iki büyük dini aileye bölünmüş durumda: İlk grup olan Shaolin-si Tapmağı geleneği ve Budist öğretide, hayvan hareketleri taklit edilerek - "kung fu" örneğinde olduğu gibi - bedensel güçten ruhani bir güce ulaşılmaya çalışılıyor. İkinci öğretide ise. Taoculuğun da etkisiyle, insanın iç enerjisinin yüksek bir bedensel güce ve yaşama gücüne dönüştürülmesi amaçlanıyor. Dövüş sanatıyla uğraşanlar kendi öğretilerini mükemmelleştiriyorlar Dünyaca ünlü Uzakdoğu sporları uzmanı İtalyan karateci ve araştırmacı Claudio Regoli, "Bir hoca kendince etkili olduğuna inandığı bir seri hareketi keşfediyor ve okulunda bunları öğretmeye başlıyor..." diyor ve ekliyor: " Eğer bu stil. sadece o hocanın çok özel bedensel yeteneklerine dayandırılmamışsa, tutuluyor ve yayılıyor..."  Her şeyin temeli beyin... Shaolin-si Tapınağı'nda iki kung-fu sporu öğrencisi, çenelerinin altından geçirdikleri zincire takılı olarak meditasyon yapıyorlar. Üç aşamalı bir eğitim: “Shu”, "ha", "ri" Bir manzarayı her ressamın farklı çizmesi gibi, dövüş sanatıyla uğraşan kişi ya da hocalar da kendi öğretilerini kendileri mükemmelleştiriyorlar. Nitekim bu tür okullarda, öğrenciler üç aşamalı bir eğitim sürecinden geçiriliyorlar. İlk aşama olan "shu" öğretmeni tamamen kopya etmeye ve tekrarlamaya dayanıyor. İkinci aşama "ha"da ise. öğrenci hocasından taklit ederek öğrendiği hareketleri kendi ihtiyaçlarına göre şekillendiriyor. Son aşama olan "ri"yle de öğretilen teknik unutuluyor ve geçmiş deneyimler ile yaşamın her anında öğrenilen günlük kazanımlar bir potada birleştiriliyor. Böylece, örneğin dünyada en çok rağbet gören dövüş sanatı "karate". Japon adası Okinawa'da. Çin kökenli "kung-fu"dan esinlenerek ortaya çıkabiliyor ve daha sonra da "taekwon-do"nun da aralarında bulunduğu Kore stillerini etkileyebiliyor. "ki-ai" (yaşamı bağışlayan çığlık) Dövüş sanatı ile yakından uğraşanlar, yani onu bir yaşam biçimi haline getirenler, felsefi tartışmalardan pek hoşlanmıyorlar. Çünkü dövüş sanatları, özellikle de Japon kökenli olanlar, bireye tüm vücuduyla "düşünme”yi öğretiyor. Bu yüzden, tüm bu disiplinler "ai" denen ortak bir ilkeye, yani aşk ve maun ikilisine dayandırılıyor. Bu tüm evreni kaplayan yaşamsal gücü temsil ediyor ve "ki-ai" (yaşamı bağışlayan çığlık) ile bütünleşmenin yolu buradan geçiyor. Avrupada unutulan dövüş sanatları Fransız boksu: “Savate” Dövüş sanatlarında yüzyıllar boyunca varlığım devam ettirebilenler çoğunlukla Uzakdoğu kökenliler olmuş... Avrupa kökenli dövüş teknikleri bazı istisnalar dışında tarihten gelen şövalyelik ruhu sayesinde aralarında çok az farklılık bulunan doğu sporlarına üstünlük sağlayabilecekken, varlıklarını bugüne taşıyamamışlar. Bu istisnalarından biri, "Fransız boksu" ya da diğer adıyla "savate"... Napolyon döneminde gelişen bu spor, klasik boks teknikleriyle tekme atmayı birleştiriyor. Savate, birçok yönden daha sert özellikler taşıyan "Tayland boksu"na ya da 70'li yıllarda doğup gelişen "kick bo-xing"e benziyor. İtalya : Sopa ve Bıçakla dövüş Dövüş sanatları geleneğini Avrupa'da yaşatmaya çalışan bir başka ülke ise İtalya... Güney İtalya'nın bazı kasabalarında sopa ve bıçak ile dövüşü öğreten birçok okul bu geleneği hâlâ sürdürüyor. Üstelik bu okullarda öğretmenlik genellikle babadan oğula geçiyor. Bu durum Güney İtalya toplumunun gizli örgüt yapısıyla ve iç kurallarıyla da yakından ilgili... İtalya'daki bu dövüş öyküsü, Çin yeraltı örgütü "Tong"u ve bu örgüt içinde filizlenen "kung-fu" sporunu anımsatıyor.  Sanki bir Voodoo dansı... Brezilya'da bir "capoeira" kursu... Bu dövüş sanatı Voodoo ayinlerinden etkilendiği için, kavgadan çok bir dansı anımsatıyor. Orta ve Güney Amerika da kölelerin dövüşü "Capoiera" Bir başka mücadele tekniği olan "capoiera" ise, her dövüş sanatının, geliştiği ülkenin kültürel özelliklerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu kanıtlıyor. Capoiera, Orta ve Güney Amerika'da büyük tarlalarda çalıştırılan zenci köleler arasında doğan bir dövüş sporu... Kölelerin geliştirdiği bu teknikte eller bağlı olduğu için. dövüşte ağırlık tekme darbelerine verilmiş. Bu sporu yapan bazı dövüşçüler ise daha etkili olmak için ayak parmaklarının arasına ustura yerleştirerek rakiplerinin vücudunda derin yaralar açarlarmış. Voodoo törenlerinin büyük etkisi, capoiera ile diğer dövüş sanatları arasındaki temel ayrılığı oluşturuyor. Bu öğretide dövüşçü, mistik bir arınma ile dış dünyadan kendini soyutlamaya çalışıyor ve bu yanıyla algılama gücünü en üst düzeye çıkarmayı hedefleyen diğer klasik dövüş sanatlarına ters düşüyor. Yemen versiyonu... Yemen'de düğünden önce "bekarlığa veda partisi"nde, Arap ülkelerinde çok yaygın olan bir bıçaklı dövüş sanatı sergileniyor. Her ordu seçtiği dövüş sitilini geliştiriyor Bugün, dövüş sanatları giderek daha etkili hale getiriliyor ve birçok ülkenin silahlı kuvvetlerinin özel timlerinin eğitiminde bunlardan yararlanılıyor. Amerikan Deniz Piyadeleri'nin taarruz timlerine Filipin kökenli eskrim sanatı "kali" öğretiliyor. Askerler, bu teknikler sayesinde herhangi bir eşyayı savunma aracı ya da saldın silahı olarak kullanma yeteneğini kazanıyorlar. Kimi zaman da, askeri eğitim kamplarında klasik dövüş sanatlarına yeni teknikler geliştiriliyor. Örneğin "krav mağa", çeşitli Uzakdoğu dövüş sanatlarından harmanlanarak İsrail antiterör timleri tarafından bir dövüş tekniği olarak geliştirildi. Bazı uzmanlara göre, 2000'li yılların dövüş sanatının "krav mağa" olacağı ileri sürülüyor. Özel timlerin iş bitirici hamleleri Filipin "kali"si... Bazılarına göre bu Uzakdoğu dövüşü "jiu-jit-su"nun yakın akrabası... Filipin "kali"si son günlerde en yaygın olan dövüş sanatı... Hamlelerini Amerikan Delta Force timi üyelerinden, eski SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) antiterör ajanlarına kadar, neredeyse tüm özel birimlerin yarısı kullanıyor. Dövüş sanatının bu etkili ve tehlikeli sporunu yapıyor olmak, bir "bodyguard" için iyi bir bonservis taşıyor olmakla eşanlamlı... 35 ülkede bodyguard yetiştiren "Dünya Bodyguardlar Birliği”ne göre kali, "birer yaşam stili olan klasik tekniklere göre, hayatta kalmaya yönelik, pratik yanı çok daha ağır basan bir teknik"... Bodyguardlara öğretilen jiu-jitsu sporunda ise bir tek hedefe yöneliniyor. Bu hedef insanın başı... İnsan bedeninin direksiyonu olan "baş", tek hedef olarak kabul ediliyor; çünkü onun alacağı darbeler tüm vücudu etkiliyor. Başa darbe indirip rakibi etkisiz kılmak için vücudun her noktası bir silah gibi kullanılıyor. Ama özellikle en anlamsız bir eşyanın bile bir saldırı silahına dönüştürülmesi öğretiliyor; rakibin yüzüne fırlatılan bir paket sigara bile, kişiye çok değerli bir-iki saniye kazandırabiliyor. Dövüş sanatları arasında bir yolculuk... KARETE "Çıplak el sanatı" diye de adlandırılan bu dövüş sanatı, Okinawa Adasında, önce Çin'in, daha sonra da Japonya'nın işgaliyle ortaya çıkmıştı. Silah bulundurması yasaklanan yöre halkının, muhtemelen Budist rahiplerden öğrendiği bu teknik, kısa süre içinde kitleler içinde yaygınlaştı. Karateci, göğüs hizasında tuttuğu yumrukları ve rakibiyle arasına koyduğu güvenlik mesafesiyle saldırılara hazırlıklı olduğu gibi; estetik yanı çok güçlü olmayan, ama yumruk ve tekmeleriyle oldukça etkili olan saldırılar yapabiliyor. I. Dünya Savaşı'nın sonunda daha az şiddet içeren bir biçim kazanan karate, bugün, darbeler rakip vücuda temas etmeden kontrol edilebiliyor. Karete sporu yapanların rakip darbeleri kolaylıkla savuşturmak için esnek ve kaygan bir vücut yapısına sahip olmaları gerekiyor. SAMBO Moğol kökenlerine dayanan eski bir Rus dövüş stili... Sambo, göğüs göğüse mücadeleyi öngörüyor ve rakibi kolundan tutarak yer indirip, hareketsiz hale getirmeyi hedefliyor. 60lı yıllarda Dünya Judo Federasyonu, judo sporunun bazı kurallarını değiştirmek zorunda kalmıştı. Çünkü, sambo alışkanlığı olan Rus sporcular yer mücadelesindeki tekniklerde diğer judocuları çok büyük bir rahatlıkla yeniyorlardı.  JİU-JİTSU "Uysallık saati" anlamına gelen bu dövüş sanatı, 11. yüzyılın sonlarına doğru Japonya'da doğdu. Amacı, fazla enerji tüketmeden herhangi bir şekilde rakibi yenmekti... Bu yüzden jiu-jitsu alanında birçok ölümcül hamle içeren teknik geliştirildi ve bu spor, haklı olarak dövüş sanatının en vahşilerinden biri olmak gibi kötü bir üne kavuştu. Günümüzde bu spor artık yarışma amaçlı yapılmıyor.  AİKİDO Aikido, son yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde popüler olan bir dövüş sanatı... Özellikle eski bir CİA ajanı ve aikido şampiyonu olan sinema oyuncusu Steven Seagal'in filmleriyle beğeni kazanan bu sporun düzenli yarışması da yapılıyor. Saldırıdan çok savunmaya yönelik beden hareketleri içeren bu yöntemde, gelen saldırıları savuşturmak için, gözlem ve refleksin yanı sıra sporcunun bilek hareketlerini çok geliştirmiş olması ve sporcunun bu organlarını çok iyi kullanması gerekiyor.  TAYLAND BOKSU Tayland boksu, dövüş sanatlarının en şiddet içerenlerinden biri... Sadece yumruk ve tekmelere değil, aynı zamanda kafa, diz ve dirseğin de kullanımına izin veriyor. Bacakta diz ve bileği arasındaki kavalkemiği ile rakibin baldırlarına doğru yapılan vuruş, Tayland boksunun en teknik ve en klasik vuruşlarından biri olarak kabul ediliyor. Başını elleri arasına alarak savunmaya çekilen rakip için bu hamleden kaçış bulunmuyor. Tayland boksu karşılaşmaları, genellikle diz darbeleriyle sona eriyor.  TEKWAN-DO Kore kökenli olan ve son yıllarda ABD'de kendine büyük bir kitle bulan bu spor, diğer dövüş sanatlarının aksine rakibe vurulan darbelere herhangi bir sınırlama getirmiyor. Taekwon-do'yu, kendisine oldukça benzeyen karateden ayıran en önemli özellik, bu sporda ayağın oldukça yukarılara kaldırılmasına izin verilmesi..  KICK BOXING ABD'nde karate ve taekwon-do uzmanlarının, göze daha hoş gelen bir karşılaşma biçimi yaratabilmek için, bu iki sporun kontrollü darbelerini azaltarak geliştirdikleri bir dövüş sanatı... Daha sonra, zaman içinde bu spordan, karate sporunun yerleşmiş bazı hamleleri ayıklanarak yumruk atana olayına kolaylıklar getirildi.  KALERİPAYAT Dünyanın en eski dövüş sanatlarından biri ve belki de Budist rahip Bodhidharma'nın Hindistan'dan Çin'e götürdüğü tekniğin ilk şekli... Karateye oldukça yakın silahsız bir dövüşü öngördüğü gibi, aynı zamanda topuz, iki uçlu bıçak ve bir kalkanla da mücadeleye izin veriyor. Vücudun solunum sistemine etki eden 108 ayrı noktasına yapılan saldırılarla rakip etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor.  SAVATE Avrupa'da varlığını sürdüren az sayıdaki dövüş sanatından biri... Napolyon döneminde ortaya çıkan bu dövüş sanatının bir diğer adı da "Fransız boksu"... Bu sporu yapanlar, yumruklarını ve tekmelerini aynı beceriyle kullanabiliyorlardı ve Fransız ordusunun en korkulan savaşçıları arasında sayılıyorlardı. Savate, bugün oldukça değişmiş bulunuyor. Tayland boksunun ve geleneksel boksun bazı kurallarıyla özgünlüğünü yitirmiş durumda...  JUDO 1882 yılında Jigoro Kano tarafından, jiu-jitsu dövüşünden hareketle, şiddet içermeyen bir savunma tekniği olarak geliştirildi. Judo, jiu-jitsu'dan tehlikeli hamleleri ayıklayarak, bir saldırı durumunda öncelikle korunmayı, sonra da saldırganı vazgeçirmek hedefini güdüyor ve göğüs göğüse mücadeleyi en az zarar vererek bitirmeyi amaçlıyor. Judo sporu yapacak olan kişilerin ise esnek değil güçlü bir vücut yapısına sahip olmaları öneriliyor.  KUNG-FU Çin'in en popüler dövüş sanatı... Kung-fu sporu, kendine has özel bir stil yaratan Bruce Lee'nin filmleri ve ünlü "Kung-fu" (Çekirge) dizisiyle batıda da doğu da olduğu kadar tanındı. Kung-fu karate ile büyük benzerlikler gösteriyor. Ancak, hayvan hareketlerinden esinlenerek yaratılan yeni hamlelerle ve Çin'in terapi amaçlı jimnastik tekniğini işin içine kattığı için karateden ayrılıyor. KALİ Filipin kökenli ve daha çok Amerika'da tanınan ve Amerikan Deniz Piyade timlerinin kullandığı bir teknik... Filipinlerde bu tekniğe "eskrim" adı da veriliyor. Kali, tam anlamıyla bir saldırı tekniği olarak geliştiği için diğer dövüş sanatlarından temel ilkelerde ayrılıyor. Cop gibi kullanılan 1 metre uzunluğundaki bir sopanın yanı sıra, küçük iki aynı sopa ve değişik tipte kesici aletler kullanılıyor. Bu yazıyı derlediğimiz FOCUS Ekim 1996 derginin tamamını aşağıdaki linkten indirip inceleyebilirsiniz. PDF 25 mb Kaynak : Focus Ekim 1996 sayısında "Çin işi , Japon işi" başlığı ile yayınlanan yazıdan alınmıştır. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır. Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız. NETTEN ALINTI
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
26/2/2009 - Dünya Futbol Tarihinin en kötü formaları
The Tigers lakaplı Hull City'nin 1992'de giydiği forma. Sahiden de sahada gezinen kaplanı çağrıştırmıyor mu?
1996-97'de Real Madrid'in giydiği deplasman forması ve efsane teka reklamı. Dönemin bu formayı giyen yıldızları; Davor Suker, Hierro, Redondo, Roberto Carlos ve Cristian Panucci.. Atletico Bilbao'nun 2004 yılında giydiği garip formanın tanıtımından bir enstantane... İşte Sevilla'nın pembe forması. Sezon 2007-08... Meksika Milli Takımı kalecisi 1999'da giydiği bu garip forma ile belleklerde yer etmeyi başardı. 1997 yılında Juventuslu futbolcuları birer Pembe Panter'e çeviren tasarım harikası forma... Peki İngiltere Milli Takımı kalecisinin giydiği garip formaya ne demeli? Meksika Milli Takımı kalecisinin 1998 yılında giydiği forma unutulmazlar arasında... Kamerun'un kolsuz forması. Kolsuz tasarımıyla gerçekten çarpıcı değil mi? 1991'de Manchester United'ın giydiği Adidas marka forma. Genelde deplasman forması olarak kullanılıyordu. 1989-90'da Ajax giydiği Umbro yapımı deplasman forması. Ne modaymış şu kareli üçgenli desenler!

1991-92'de Avustralya'nın giydiği Kingroo marka forma. Bir yağlı boya tablosu gibi değil mi?

1988'de FC Kuusysi'nin giydiği forma. Tuhaflığı formanın arkasında. FC Kuusysi 1996'da adını değiştirip FC Lahti oldu. Forma renkleri de siyah ve bordoya döndü.

Manchester United'ın 1995'de giydiği deplasman forması. Arma o biçim. 300 metreden görünür heralde. 
oventry City'nin 1978'de giydiği deplasman forması. Formadan çok oyuncunun saçları eksantrik. Formaya dönecek olursak günlük hayatta giyilecek nostaljik bir tshirt gibi duruyor.

Arsenal'in 1991'de giydiği deplasman forması. Aslında bu tip civcivli formaların arkasındaki yazı ve rakamlar nasıl okunuyormuş onu düşünmek lazım. Gerçi birçoğunda formanın arkasında tek renk mevcut.
ALINTI
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
9/11/2008 - Yapılması çok zor hareketler

pic12136.jpg 
pic30499.jpg 
pic17775.jpg 
pic25790.jpg 
pic14376.jpg 
pic31256.jpg 
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
2/11/2008 - Onlarda olimpiyatlara katılıyor... aynı sevinci yaşıyor















|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler :
|
|
Hakkımda
Herkeslere Merhaba / Hoşgeldiniz
avaremu.blogcu,da
Kendinizden Bir Şeyler Bulacaksınız.Eminim
Hayat Paylaştıkça Anlamlıdır Düşüncesi ile Şiirler Diyorum.Şiir sanattır.Şiir sevgidir.Şiir hayattır.Şiir yaşamdır.Anlatmak yada Anlamak istediklerimizi dört mısraya sığdırdığımız Dünya'mızdır.Hikayeler Konuşan Resimler Doğa resimleri Oto resimleri Gif,ler Fıkralar Renkli ve Güzel Herşey Görmek Hissetmek Paylaşmak Zaten Yaşamak Paylaşmak Değilmidir.
Kategoriler
Etiket Bulutu
Makarna Yemek ÜLKELER ülkeler TARİH tarih DİNİ BİLGİLER SÖZLER nasihat ve öğütler FAYDALI BİLGİLER haber güzel sözler deyimler NASİHAT FAYDALI BİLGİLER
Arkadaşlarım
• kleopatra81 • subat75 • Blogcu Yardım • birxkovaxsogukxsu • ition • salihasadik • etol • fular • ayseninneti • nettenorgu • saclariniz • philton • baris59 • sbullock • incisah • webmasterkaynaklari • siberdevlet • efm • farenjitnedir • teknikpcdersleri • kesintisizguckaynagi • ccna • koaksiyel • fiberoptikci • beyonceresimleri • yeditube • Zanylife Zanylife • nurmutfakta • zayiflamakicin • MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN • sibelkayseri • dilyadiyari • gulungoncasi • sihirliyazilar • cocukgelisimim • sarksofrasi • turksamal • indiana • siirlerlesiirler • vifi • tiyatroistanbul • Hanifi GÜVERCİN • Özben Komonovalı • gercekyolislam • sensizimvefasiz • kurantevhidsunnet • erhanfuatyildiz • musahip • tanrimisafirlerim • gunesimle • Ferah Çetin • sengulceyle • balimpasam • oycaptainmycaptain
|