2/12/2009 - ÇILGIN TÜRKLER
Kitabı
bulunsa bile arşive girecek bir belge.
Çılgın Türkler
Kurtuluş Savası, dünyadaki en meşru, en haklı ve en kutsal
savaşlardan biri. Kazanılan zafer üzerine bugüne kadar çok söz edildi.
Kurtuluş Savaşı eskilerde mi kaldı?.. bu ülkenin verdiği bağımsızlık
kavgasını konu alan bir eser yüzlerce baskı yapıyor ve 400.000'den fazla
insan tarafından gözyaşları arasında okunuyorsa sorunun cevabı çok net:
"Hayır!" Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla; gücünü Anadolu
topraklarından alan bir ulusun "İsimsiz kahramanlar" albümünden
insan manzaraları...
Kurtuluş Savaşının ilk günlerinde doğru dürüst ne kılıçları,
ne de mızrakları vardı. Eksiklikleri giderildiğinde Yunanlılar için en
korkulan güç oldular. Büyük Taarruz'da, Süvari Kolordusu sel gibi akarak
düşmanın kaçış yollarını kesecekti...
Anadolu yanan gözleriyle duruyordu bu dünyanın üzerinde.
İzmir, Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar; 1919'un Mayıs ortalarından Haziran
ortalarına kadar düşmüştü. Adana, Antep, Urfa, Maraş dövüşüyordu...
Murat Nehri, Canik Dağları ve Fırat, Yeşilırmak, Kızılırmak, Gültepe,
Tilbeşar Ovası İngilizlerle boğuşuyordu. Aksu ile Köpsu, Karagöl ile
Söğüt Gölü, belki de ilk kez görüyordu İtalyan'ı. Çukurova, Seyhan ve
Ceyhan Fransızlara bakıyordu.
Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı üzerine yazılmış en güzel
esere, "Kuvva-i Milliye" destanına
"Ateşi ve ihaneti gördük"
diye başlar,
"Dayandık"
diye sürdürür:
"Dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık.
Dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te..."
20. yüzyılın ilk yıllarından beri bir kavgadan ötekine
sürüklenen ülke, müttefikleriyle birlikte Büyük Savaş'tan yenik çıkmıştı.
Bu topraklarda yaşayan hemen her ailede ya bir gazi vardı ya da bir şehit.
Umutlar tükenmiş, bezginlik ve çaresizlik artmış, teslimiyetçilik dalga
dalga yayılmıştı.
İşte böyle bir ortamda, bir "Çılgın Türk"ün
önderliğinde, "Çılgın Türkler" ortaya çıktı ve yedi düvele karşı
kavgayı başlattı. Bu kavga, Anadolu'nun tek vücut, tek yürek olan insanların
hayranlık duyulacak destanlarıyla kazanıldı.
Kadınlar, bizim kadınlarımız...
Kurtuluş Savaşı'ndaki "Çılgın Türkler"in birbirlerinden
farkı yok. Ancak; anamız, avradımız, bacımız ve de yârimiz olan kadınların
o akıl almaz, o çılgınca fedakârlıkları olmasaydı, bu savaş nasıl kazanılırdı?
Bu, günümüzde bile kimsenin kolayca cevaplayamayacağı bir soru.
Savaş galipleri arasında çıkar çatışması başlamış,
geleceğe dönük planlar müttefikleri yol ayrımına getirmişti. Çukurova,
Antep, Urfa ve Maraş'ta "Çılgın Türkler"den umulmayan bir direniş
gören Fransa, Ankara hükümeti ile anlaşma yolları aramaya girmiş, Fransız
temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollarına düşmüştü. O günlerde,
Türk ordusunun silah ve cephane ihtiyacı İnebolu üzerinden karşılanıyordu.
Özellikle İstanbul'da, işgal güçlerinin denetimindeki depolardan çeşitli
yollarla kaçırılan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle İnebolu'ya
getiriliyor, buradan da "İstiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu.
Hangi araçla mı? Kağnılarla tabii. Başka araç yoktu ki!
"... Genç adam 'uğurlar olsun anam' diye seslendi.
Kolbaşı 'Sağ ol oğul' dedi, elindeki sopayla öküzleri dürttü. Kağnılar,
tekerlekleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı.
Yalnız üçüncü kağnıyı 12 yaşında bir erkek çocuğu götürüyordu. Kadınlardan
biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının
ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar, bebelerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı.
Konvoyu uğurlayan genç subaylardan birisi 'Ne
mübarek kadınlar bunlar' dedi."
Öyleydiler...
Kağnı kamyonu yener mi?
Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollarında gördüğü
konvoylardan yalnızca birisiydi ve Fransız temsilcisi müthiş etkilenmişti.
Şerefine verilen akşam yemeğinde, "kağnıcı kadınlar"ı anlata
anlata bitiremiyordu. Sofrada geleceğe dair konuşuluyordu. Mustafa Kemal,
girdikleri kavgayı kısaca özetledi F. Bouillon'a:
"Mösyö Bouillon, milli yeminimizin özü tam bağımsızlıktır.
Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kısaca her hususta bağımsızlık!
Türk milleti kanını tam bağımsızlığı sağlamak için akıtıyor."
Yemek bitip Mustafa Kemal odadan çıktığında, Bouillon,
Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengirşenk) hayretle
sordu:
"Yoksa siz aklınızdan kapitülasyonları kaldırmayı
mı geçiriyorsunuz?"
"Evet Mösyö. Milli Mücadele toprak için yapılmıyor.
Biz İstiklal için mücadele ediyoruz. Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların
kalktığını görmeden kılıcını kınına koymaz..."
Fransız diplomat gülmeye başlamıştı:
"Ah dostum! Azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı
kollarını büyük bir hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya
bakın. Çünkü kağnı kamyonu yenemez!"
Franklin Bouillon, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Meydan
Savaşı'nın bu kağnıların taşıdığı silah ve cephanelerle kazanılacağını
nereden bilebilirdi ki...
"Şu bir liramı al kızım!"
Halide Edip (Adıvar), cepheyi görmek üzere trene bindi.
Kompartımanda İstanbul'dan kaçıp gelen, İstanbul'un tanınmış ailelerinden
birisinin kızı ile genç bir subay vardı. Sohbet sürerken, Halide Edip,
genç subayın dizindeki yamayı eliyle örtmeye çalıştığını fark edince
gülümsedi;
"Lütfen dizinizi örtmeye çalışmayın. Utanmayın da.
O yama, bizim için İngilizlerin dizbağı nişanından çok daha değerli.
Ordumuz, heybetini yoksulluğundan alıyor..."
Kütahya Eskişehir Cephesi'nde ölümüne savaşıldığı günlerde,
Ankara Öğretmen Okulu'nun konferans salonunda, kadınlar Halide Edip’i
dinlemek için toplanmışlardı. Ön sıralarda sıkma başlı, uzun mantolu,
iskarpinli İstanbullular. Arkalarda rengârenk çarşaflı, potinli, mest
lastik giymiş, yüzleri açık Ankaralılar. Halide Edip, çok tutumlu olduklarını
duyduğu Ankaralı kadınların orduya yardım etmelerini sağlamak için bir
konuşma yapacaktı;
"Bir hafta önce Eskişehir'deydim. Uçakları gördüm.
Kanatlar ve gövde, özel keten kumaşla kaplanırmış. Bizimkiler kaput beziyle
kaplıyorlar. Özel yapıştırıcı olmadığından kaput bezi, nal mıhı veya
zamkla tutturuluyor. Bezin gerginliğini sağlamak için emayit kullanılırmış.
Bizimkiler, bezi kaynatılmış patates kabuğu ve paça suyuna
tutkal, kola karıştırarak yaptıkları pelteyle kaplıyorlar. Ve pilotlar,
gözlerini bile kırpmadan bu uçaklara binip havalanıyorlar. Kardeşlerim!
Sizleri, milletin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve
yoksul orduya yardıma çağırıyorum!"
Salonda çıt çıkmıyordu. Sonra, Ankaralı kadınlar hareketlendiler,
sıraya girdiler. Masanın üstü kısa sürede para, altın bilezik ve yüzüklerle
dolmuştu. Tam bu sırada, beyaz başörtülü, gözleri görmediği anlaşılan
yaşlı bir kadının seslendiği duyuldu:
"Ne olur bana Halide Hanım'ı bulun!"
Yaşlı hanım, hemen yanına koşan Halide Edip'in
yüzünü okşamaya başladı:
"Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum kızım. Bunu zor
günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki, ordumuz benden daha
zordaymış. Al bunu kızım!"
Görmeyen gözleriyle Halide Edip'e gururla bakan kadının
derisi çatlamış avucunda 1 lira vardı. Halide Onbaşı, gözlerinden yaş
fışkırırken sarıldı yaşlı hanıma;
"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız..."
İşte onlar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş fedakârlıklarıyla
bizim kadınlarımızdı.
"Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler
batıyor!"
Mehmet Akif in Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiirdeki
hu mısra, aslında bu vatan için gözünü kırpmadan ölüme giden tüm "Mehmetler"
için yazılmıştı... En acemisinden yedek subayına, teğmeninden albayına
şehit olan tüm Mehmetlerin amacı; Anadolu topraklarını arsızca işgal
eden, kadın erkek, çoluk çocuk gözetmeksizin hoyratça davranan düşmanı
geldiği yere göndermekti.
15 Mayıs 1919... İzmir limanına demirleyen Yunan savaş
gemilerinden karaya asker çıkmaya başlamıştı. İzmir Askerlik Şubesi
başkanı Miralay Süleyman Fethi, gelişmeleri makamında endişeyle izliyordu.
Sabah evinden ayrılırken, eşi Edibe Hanım, kötü bir şey olacağını hissetmiş
gibi, o gün işe gitmemesini söylemiş, ancak Miralay Süleyman Fethi’nin
cevabı kısa olmuştu;
"Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka
ne zaman gideceğim!"
Edibe Hanım'ın korktuğu başına gelecekti. İzmir'i işgal
eden Yunanlılar, Fethi Bey'i savaş esiri olarak tutuklayıp, Pasaport'ta,
rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarının da bulunduğu
sıraya kattılar. Özel kıyafetli efzun askerlerinin başındaki Yunan subayı
sıradakilere seslendi:
"Kimin önünde durursam, o kollarını iki yanda kaldırıp
indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye bağıracak. Karşı gelen süngülenecek."
Venizelos, o tarihteki Yunan başbakanı idi. Subay, Türk
askerlerinden başbakanı kutsamalarını istiyordu. Bir tek Miralay Süleyman
Fethi direndi. Bağırıp duran Yunan subayının karşısında kayadan oyulmuş
bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummadığı bu direniş karşısında öyle
kızmıştı ki, birden elini uzatıp Fethi Bey'in omuzlarındaki apoletlerini
sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle itti.
"Onları sen takmadın ki sen sökesin!"
diye bağırdı ve ilk süngü yarasını aldı. Efzun eri, süngüyü
onun göğsüne sokmuştu... Yirmi iki kez önünde durdu, isteğini yineledi
Yunanlı subay ve yirmi iki kez süngülendi Miralay Süleyman Fethi. Artık
ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kanından oluşan gölcüğe yığılıp
kalan kahraman asker, İzmir'deki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla kaldırıldığı
hastanede, sabaha karşı şehit oldu.
İşgalciler, ertesi gün, tüm İzmir'in katıldığı cenaze
törenine müdahale etme cesaretini gösteremediler. İzmir'deki Mevlevi tekkesinin
mezarlığına gömüldü. Bu kahraman subay, bugün çok yalın yapılan mezarında,
üzerinde kabartma bir kılıç ile bir kalpak resmi yontulu taşın altında,
huzur içinde yatıyor.
"Bölükten geri Kalan budur komutanım!"
Porsuk Çayı'nın kuzey kıyısındaki bir patikada 40 kişi
yürüyordu. Çoğunun ayağı çıplak, bazılarının ayakları çuvalla, çaputlarla
sarılıydı. Aralarındaki yaralılara arkadaşları destek olmaya çalışıyorlardı.
Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında yarılan
cepheden kopan askerlerdi. Düşe kalka, dövüşe dövüşe birliklerini bulmak
için cephe gerisine ulaşmaya çalışıyorlardı.
Aniden ortaya çıkan bir süvari birliği, grubu çevirdi.
Asker kaçaklarının peşinde olan süvari yüzbaşısının sesi çok sertti:
"Hangi birliktensiniz?"
"4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanım."
"Bölüğün geri kalanı nerede?"
"Geri kalan biziz komutanım!"
"Nereye gidiyorsunuz?"
"Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormuş. Alayımızı
aramaya gidiyoruz."
Yüzbaşı sevindi. Bunlar, silahlarının şerefini sonuna
kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi:
"Şu tepenin ardında suyu bol küçük bir köy var. Orada
dinlenin. Sonra doğuya yürüyüp Sakarya'yı aşın. Ama birliği köye bu
haliyle sokma. Halkı üzmeyin. Anladın mı asker?"
"Evet komutanım. Köye belimiz kırılmamış" gibi
gireceğiz. Baş üstüne!"
Süvariler dörtnala uzaklaşırken çavuş birliğe döndü:
"Duydunuz. Halka teftiş vereceğiz. Ona göre. Sıraya
girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazır ol! Arş!"
Perişan Mehmetçikler ayaklarını sürüyerek yürümeye koyuldular.
Çavuş birden dellendi;
"Bu ne biçim yürüyüş? Başınızı kaldırın, canlı yürüyün.
Haydi hep beraber...
Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı..."
Çavuşun başlattığı, yavaş
yavaş tüm Mehmetçiklerin katıldığı bir marş yükselmeye başladı bozkırın
ortasında. Sanki çıplak ayaklı, yaralı ve bir muharebeyi kaybetmiş olanlar
onlar değildi. Çınarlı köyüne sefil ve bitkin görünüşlerine hiç uymayan
bir çalımla girdiler. Süvari yüzbaşısının gözü arkada kalmayacaktı...
Cepheyi tuttular değil mi?
Kurtuluş Savaşı'nın kırılma noktalarından biri, Kütahya-Eskişehir
muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 günü Yunanlılar 180 top ve 40.000 kişiyle
yüklendiler Türk hatlarına. Karşı koymaya çalışan kuvvet ise, 113 top
ve parça parça cepheye ulaştırılmaya çalışılan 30.000 askerdi. Türk ordusu
zamanla yarışıyordu. Her iki ordu da kazanmak için tüm gücüyle savaşıyordu.
Süngü hücumları arka arkaya tazeleniyordu. Öyle ki, bir tepe bir saat içinde
tam 11 kez el değiştirmişti.
4. Tümen komutanı Yarbay Nazım, başta Mustafa Kemal olmak
üzere hem tüm komutanların, hem de emrindeki askerlerin gözbebeğiydi.
Mehmetçik, onun bir emriyle gözünü bile kırpmadan çıkıyordu siperlerden.
4. Tümen, Yunanlıları durdurmak için en güvenilen birlikti ve komutanlar
Yarbay Nazım'dan çok şey bekliyorlardı.
15 Temmuz sabahı gün doğarken, Yarbay Nazım ve karargâh
subayları atlanıp Yumurçal mevzilerini denetlemeye çıktılar. Az ileride
bir tepe vardı ve tepede Türk ordusundan kimse yoktu. Yunanlılar bu tepeyi
ele geçirirlerse cephenin yarılması kaçınılmazdı. At inildi, komutan ve
karargâhı tepeye doğru yürürken Yarbay Nazım, süvari takım komutanına
emir veriyordu:
"Takımınla hemen tepeyi tut. Düşman taarruz ederse,
alaydan birlik yetişene kadar ne pahasına olursa olsun tepeyi tut. Şimdi
ben..."
Bitiremedi cümlesini. Sabaha karşı gelip tepeye mevzilenen
Yunanlıların açtığı makineli tüfek ateşi biçti bu çok sevilen komutanı
ve karargâh subaylarını. Emir çavuşu Eyüp, göğsünün sol tarafındaki kan
lekesi giderek artan komutanını kucaklayıp at bindi ve cephe gerisine götürmeye
başladı. Yarbay Nazım'ın ünlü beyaz atı dörtnala peşlerinden geliyordu.
Eskişehir hastanesi... Çok hafif soluk alan komutanın
başında Eyüp Çavuş ve subaylar bekleşiyordu ümitle. Yarbay Nazım fısıldadı:
"Tepeyi tuttular değil mi?"
"Tuttular komutanım..."
"Arkadaşlar iyi mi?"
''Hepsi iyi. Çok iyiler komutanım."
"Asıl siz iyi olun, iyi dayanın çocuğum..."
Başı Eyüp Çavuş'un dizine dayalı yatan Nazım Bey'in son
sözleriydi bunlar...
Çankaya'daki çalışma odasının kapısı usulca aralandı,
Fikriye Hanım bir hayalet gibi içeri süzüldü. Masadaki haritanın üzerinden
başını kaldıran Mustafa Kemal, genç kadına sorgulayan gözlerle baktı.
Kötü haber tez ulaşmıştı. Salih Bey (Bozok) söylemeye
cesaret edemiyordu. Başı öne eğikti. Mustafa Kemal
"Ne var? Ne oldu?" diye
sordu. Yılgın bir sesle
"Fevzi Paşa telefon etti. 4. Tümen karargâh kadrosu
felakete uğramış!" diye cevapladı.
"Ne demek o?"
"Kurmay başkanı Binbaşı Şerafettin yaralı olarak
esir düşmüş. Çoğu da şehit olmuş efendim!"
"Nazım?"
Salih Bozok ağlamaya başladı. Mustafa Kemal donup kalmıştı.
Yarbay Nazım, çok sevdiği, çok kıymetli bir komutanıydı.
"Gel biraz yürüyelim Salih!"
dedi... Ölümü çok yakından tanıyan iki subay, ağaçların
altında yürümeye başladılar. İkisinin de ağzını bıçak açmıyordu...
“Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir!"
20. yüzyıla girerken Fransa'nın en etkili gazetelerinden
"Le Temps"in ünlü bir çalışanı vardı: Georges Gaulis. 1896'da
eşi Berthe ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu
konusunda en iyi, en tarafsız haberleri yapan gazeteci olarak tanınıyordu.
1912'deki Balkan Savaşı'nı da izleyen Gaulis, yakalandığı
hastalıktan kurtulamayıp öldü ve Feriköy'deki Katolik Mezarlığı'na gömüldü.
Nöbeti, Türk dostlarının Berta diye çağırdıkları, karısı Berthe devraldı.
Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savaşı'nda zorunlu
olarak İstanbul'dan ayrılmıştı. Berthe, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı
günlerde, 21 Eylül 1919'da, çok sevdiği İstanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya
döner dönmez yazdığı kitapta, o günlerin Türkiye'sini ve Kurtuluş Savaşı'nı
anlattı:
"1921 Nisanı, Türklerin geri aldıkları Bilecik, bir
felaket ve acılar diyarı. Koku dayanılmayacak kadar fazla. Henüz dumanı
tüten bu taş yığınları altında, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü.
Buradaki tahribatın büyüklüğü korkunç. Bilecik ve Küplü'de büyük facialar
olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar, büyük bir bunalım ve heyecan
içinde. Tecavüze uğramamış genç bir kız veya kadın kalmamış. Bilecik
dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde... Sık sık
dinamitin tahribatını gösteren taş yığınlarına rastlıyoruz. Biraz ötede,
kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın
mezarı.
Yapılan toptan imha işleminden her şehir ve kasaba payına
düşeni almış. Bazen bir bahçe, çiçek açmış birkaç ağaç, bir meydan,
bir çeşme, yapılanları hatırlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik.
Her Yunan taarruzu, Anadolu halkına çok acı bir ders olmuş.
Düşmanın yaptıkları karşısında vatanseverlik duyguları uyanarak şahlanmış,
'Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaşlarım İçin öleyim' diyerek mücadeleye
katılmışlar. Bu günlerde, İnegöl'deki Türkler kasabalarına gelen Yunan
askerlerine baltalarla karşı koymuşlar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuşlar..."
Berthe Gaulis, kitabının önsözünde de şunları yazmıştı;
"Ankara'dan 10 Mayıs 1921 'de, Türk milliyetçiliği
konusundaki bu kısa incelememin basımevini boyladığı sıralarda ayrıldım.
1921 yılının Ağustos ayı sonlarında, Anadolu'daki savaş en sert ve acımasız
bir biçimde sürüyordu. .. Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir.
Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayanıyor; çünkü bu hareketi yönetenler
kendi şahsî çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve
iman var..."
“Hadi bre çorbacı, karavanaya yetişelim!"
İşgalcilerden İnsanlık dışı, askerlik dışı bu kadar
baskı gören Anadolu çocuğu, yine efendiliğini bozmamış, bir "Çılgın
Türk" olarak onurlu davranmayı elden bırakmamıştı.
Halide Edip, Ruşen Eşref Onaydın ve Binbaşı Kemal, Adala'ya
(Manisa'da bir ilçe) yetişmeye çalışıyorlardı. Altı ayda bile geçilemez
denilen Yunan hatları yarılmıştı. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı
kazanılmış, Yunan ordusunun büyük bölümü imha edilmiş, başta Trikopis,
çok sayıda komutan, subay ve asker esir alınmıştı. Binbaşı Kemal şoföre
bağırdı:
"Dur!"
Binbaşının dikkatini, esir bir Yunan subayını cephe gerisine
götüren asker çekmişti. Mehmetçik yayan, esir subay eşek üzerinde gidiyorlardı.
Mehmetçik Binbaşı Kemal'i selamlarken, Yunanlı subay eşekten inmişti.
"Kim bu?"
"Esir komutanım!"
"Nereye götürüyorsun?"
"Geriye. Alay karargâhına!"
"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana
sen bin, o yürüsün!"
"Hiç olur mu komutanım? O şimdi ocağından kopmuş
bir gurbet adamı. Misafir ve bana emanet."
Binbaşı, titreyen sesine hâkim olmaya çalışarak şoföre
bağırırken gözlerinden yaşlar akıyordu:
"Yürü oğlum, gidelim."
Araba uzaklaşana kadar selam duran Mehmetçik, Yunan subayına
eşeğe binmesi için işaret ederken söyleniyordu:
"Hadi bre çorbacı. Akşam karavanasına yetişelim.
Aç kalma."
Ölümün, gencecik insanları hiç duraksamadan verdiği bir
emirle ölüme göndermenin ne olduğunu, onun gibi hiç kimse bilemezdi. Yıllar
önce, bir ağustos sabahı gün doğmak üzereydi. "O", siperler
boyunca yürürken, son emrini verdi:
"Elimdeki kırbaca bakın. Kırbacı kaldırdığımda hazır
olun. Kırbacı aşağı indirdiğimde hücuma kalkılacak. Asker! Sana ölmeyi
emrediyorum!"
Kırbaç kalktı, kırbaç indi... Mehmetçik süngü hücumuna
kalktı. Artık tek bir ses duyuluyordu... Allah, Allah,,.
9-10 Ağustos 1915 sabahında gün atmadan süngü hücumuna
kalkan Mehmetçik, Anafartalar'da düşmanı bitirmişti. Mehmetçik'ten ölmesini
isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanlığı'na 67 saat önce atanan Yarbay
Mustafa Kemal'di.
Arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında,
generaldi Mustafa Kemal. Sonra üniformasını çıkardı. Yıllardır savaşan,
gencecik evlatlarını şehit veren; yorgun, bitkin, yılgın ve ümitsiz, ama
sonsuz dirençli insanların yaşadığı topraklarda, Anadolu topraklarında,
kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir kalkışmayı başlattı. Tek güvencesi,
çöken imparatorluğun tüm kahrını çekmesine karşılık, pek de kıymeti bilinmeyen
Anadolu insanıydı. Askere yolcu ettiği son oğlunu birliğine teslim ederken;
"Bizim köyün mezarlığına elli yıldır delikanlı gömülmedi
oğul. Vatan sağ olsun da hepimiz ölelim ne çıkar?"
diyen Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin'in
anası gibi insanlardı güvendiği.
Bandırma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 kişiyle
başlayan "Tam Bağımsız Anadolu" hareketine, zaman içinde tüm
Anadolu halkı katıldı. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle ve yorgunluklarım,
yılgınlıklarını, bıkkınlıklarını, ümitsizlerini artlarında bırakarak kavgaya
girdiler.
"Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için,
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.”
Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden önce, Bekir Ağa Bölüğü'nde
tutuklu bulunan Fethi Bey'i görmeye gittiğinde, '"Ne biz bu durumda
kalacağız, ne de ülkeyi bu durumda bırakacağız." derken, işte bu
"zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlara” güvenmişti.
Anadolu'nun bağımsızlığı kavgasına girenlerden bazılarının
yolları, sonraki yıllarda Mustafa Kemal'le ayrılmış bile olsa, onlar "Çılgın
Türkler"di. Çılgın olmasalar, boyunlarında idam fermanı varken, hangi
akla hizmet bir ulusun kurtuluş kavgasını başlatabilirlerdi?
"Kuvva-i Millîye adı altında çıkarttıkları
karışıklık"
24 Mayıs 1920 tarihinde, Padişah Vahdettİn'in onayladığı,
Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı bir İradei Seniyye (Padişah
Buyruğu) yayınlandı:
"Kuvva-i Milliye adı altında çıkarttıkları karışıklık
ve Anayasa'ya aykın olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine
hareket edenlere işkence ve eziyet ederek kentleri yıkmaya kalkışmak
suretiyle iç güvenliği bozanların düzenleyicisi ve kışkırtıcısı oldukları
iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişi i ği'nden uzaklaştırılıp
askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi,
eski 27. Fırka komutanı emekli Miralay Kara Vasıf Bey, eski 20. Kolordu
komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara
milletvekili Salacaktı Alfred Rüstem ve eski sağlık müdürü İstanbullu
Dr. Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni İstanbullu
Halide Edip Hanım'ın; açıklaması 11 Mayıs 1920 tarih ve 20 sayılı hüküm
tutanağında yazılı olduğu üzere; Mülkiye Ceza Yasası'nın 45. maddesinin
1. fıkrasının yollamasıyla, 55. maddenin 4. fıkrası ve 56. maddesi uyarınca
sahip oldukları askeri ve sivil rütbe ve nişanlarla her türlü resmi unvanlarının
kaldırılmasına ve idamlarına, bu durumda kaçak bulunmaları nedeniyle mallarına
el konulmasına dair İstanbul Birinci Sıkıyönetim Savaş Divanı'nca arkasında
verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmak koşuluyla
onaylanmıştır. Bu buyruğu yürütmeye Savaş Bakanı görevlidir."

Ve bir şafak vakti...
Kimisinin boynunda idam fermanı vardı? kimisinin ayağı
çıplaktı. Kimisi yorganı bebesinin değil top mermilerinin üzerine örtmüştü,
kimisi son nefesinde "Ölene kadar cepheyi tutun" emri vermişti.
Anadolu'nun bahtı Onlar,
“bir şafak vakti karanlığın kenarından
ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman..."
değişti. "O" ve bize bugünleri veren
tüm "Çılgın Türkler"i yüreğimizden gelen saygı ve sevgiyle anıyoruz.
İyi ki çılgındılar...
Kurtuluş Savaşı'na giden dikenli yollarda
Gözlüğünün arkasından gülen gözlerle bakıyordu.
Ancak, iş "Çılgın Türkler"e geldiğinde değişiyordu bakışları
Turgut Özakman'ın. Bir başka parlıyordu o gözler ve bir başka tonla cevaplıyordu
sorularımızı. Tutkuluydu "Çılgın Türkler"e, heyecanlanıyordu
anlatırken ve nasıl bir hayranlık duyduğu sesine yanşıyordu. Biz Focus
ekibi için, çok güzel bir sohbetti.
-1919'da Samsun'dan yola çıkanlar, bağımsızlık yolunda
ilerlerken çok engelle karşılaştılar. Neydi bu engeller?
"Vatan kavgası görmemiş ki Anadolu halkı, hele hele
Ege! İşgal nedir bilmiyor ki... Fazla bir kötülük görmüyorsa, bir dostluk
dahi kurabiliyor. İster istemez kaçınılmaz bir birliktelik olabiliyor.
Korkutucu olan o değil. Yunan ordusuyla işbirliği yapan var. Yunan ordusu
çekilirken milliyetçilerle birlikte olmamak için onların peşine takılıp
Yunanistan'a kaçan birçok insanımız var. Yunanlılara kılavuzluk yapan Müslüman
Türkler var. Bunun oranı o zamana göre korkutucu değil, ama mide bulandırıyor
tabii...
Adam millet, vatan eğitimi almamış. Bilinçli değil.
600 yıl kulu olduğu padişah var savaşmasını istemeyen. Ankaralı Mustafa
Kemal'in askerlerine karşı durmanızı İstiyorsa ve şeyhülislam bunların
öldürülmeleri için fetva veriyorsa... Bu uğurda ölenlerin şehit, yaralananların
gazi olacağı söyleniyorsa, İngiliz altını dağıtılıyorsa, yani cahillik
sömürülüyorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanları...
Bir avuç insan. Ama, o zaman biz o kadar güçsüzüz, askerimiz o kadar az
ki! Günler, aylar sürüyor bazılarını ortadan kaldırmak. Olay o!"
Bir gerçeğe daha dikkat çekiyor Özakman:
"Zaman içinde de olsa, kadını erkeği, genci ihtiyarı
el vermeseydi, 150 bin kişilik bir ordu nasıl kazanırdı savaşı? 150 bin
kişilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin kişi
eder. Bu sadece Batı Cephesi'nde. Bunun doğusu, kuzeyi, güneyi var. Bu
da 400 bin kişi demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin kişilik bir ordu
kurulamaz. Bu yüzden, halk başlangıçta karşısında olmasa bile, yanında
da değildi. Doğal bu. Korku! Erkek kalmamış! Askerleri şehit olmuş
orada kalmış; sağ kalanı ya eşkıya olmuş dağa çıkmış, ya da henüz
esir, geri dönmemiş... Ne beklenebilir ki?"
Anadolu insanına dil uzatanlara, bilmeden konuşanlara
çok kızgın Turgut Özakman:
"Yunan gelmiş İzmir'e çıkmış, binlerce insanı öldürmüş.
Sakarya'nın kenarındaki çaresiz, elektriksiz, yolsuz, öğretmensiz köy
bunu duymamıştır bile. Onun için Türk halkına yöneltilen benzer birtakım
iddiaları okuduğum zaman içim cız ediyor. Yanİ Yunanlı İzmir'e çıktığı
gün Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak... Yahu zaten o gün biterdi
iş. Yani böyle bir millet var mı? Fransızlar İkinci Dünya Savaşı'nda
Paris elden gittikten sonra, yavaş yavaş düşünmeye başladılar karşı
koymak için. Yunan İzmir'e çıktıktan sonra, Denizli müftüsü, 'Size fetva
veriyorum. Silahı olmayan hiç olmazsa yerden üç taş alıp düşmana atsın!'
diyor"
Ulusal bilincin bir başka fikir adamı, sair, edebiyatçı,
gazeteci ve senarist Attila İlhan’ın cenaze töreninin ardından oturmuştuk
Turgut Özakman ile sohbete. Atilla İlhan 'dan esinlendik ve sorduk
"Hangi batı?" diye:
"Batının bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla
ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandırıcı, pis
bir yüzü var. Yalnız güzel yüzüne mağlup olup da, pis yüzünü hazmetmemize
imkân yok. Türkiye, batının bu pis yüzünü çok yakından gördü. Ya kendi
yaptı bu pisliği ya da birilerini paralı asker olarak tuttu, onlara yaptırdı.
Onun için biz, emperyalizmin ne olduğunu bilmeyenlere ders verebilecek
bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazık ki emperyalizm, bir sol terimdir
diye söylenmez oldu."
Kaynak : Focus Aralık 2005 sayısından alınmıştır.
Bazı resimler yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir
"Delet" tuşuyla yok etmeyin
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : FAYDALI,BİLGİLER
|
2/12/2009 - ÇILGIN TÜRKLER
Kitabı
bulunsa bile arşive girecek bir belge.
Çılgın Türkler
Kurtuluş Savası, dünyadaki en meşru, en haklı ve en kutsal
savaşlardan biri. Kazanılan zafer üzerine bugüne kadar çok söz edildi.
Kurtuluş Savaşı eskilerde mi kaldı?.. bu ülkenin verdiği bağımsızlık
kavgasını konu alan bir eser yüzlerce baskı yapıyor ve 400.000'den fazla
insan tarafından gözyaşları arasında okunuyorsa sorunun cevabı çok net:
"Hayır!" Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla; gücünü Anadolu
topraklarından alan bir ulusun "İsimsiz kahramanlar" albümünden
insan manzaraları...
Kurtuluş Savaşının ilk günlerinde doğru dürüst ne kılıçları,
ne de mızrakları vardı. Eksiklikleri giderildiğinde Yunanlılar için en
korkulan güç oldular. Büyük Taarruz'da, Süvari Kolordusu sel gibi akarak
düşmanın kaçış yollarını kesecekti...
Anadolu yanan gözleriyle duruyordu bu dünyanın üzerinde.
İzmir, Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar; 1919'un Mayıs ortalarından Haziran
ortalarına kadar düşmüştü. Adana, Antep, Urfa, Maraş dövüşüyordu...
Murat Nehri, Canik Dağları ve Fırat, Yeşilırmak, Kızılırmak, Gültepe,
Tilbeşar Ovası İngilizlerle boğuşuyordu. Aksu ile Köpsu, Karagöl ile
Söğüt Gölü, belki de ilk kez görüyordu İtalyan'ı. Çukurova, Seyhan ve
Ceyhan Fransızlara bakıyordu.
Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı üzerine yazılmış en güzel
esere, "Kuvva-i Milliye" destanına
"Ateşi ve ihaneti gördük"
diye başlar,
"Dayandık"
diye sürdürür:
"Dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık.
Dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te..."
20. yüzyılın ilk yıllarından beri bir kavgadan ötekine
sürüklenen ülke, müttefikleriyle birlikte Büyük Savaş'tan yenik çıkmıştı.
Bu topraklarda yaşayan hemen her ailede ya bir gazi vardı ya da bir şehit.
Umutlar tükenmiş, bezginlik ve çaresizlik artmış, teslimiyetçilik dalga
dalga yayılmıştı.
İşte böyle bir ortamda, bir "Çılgın Türk"ün
önderliğinde, "Çılgın Türkler" ortaya çıktı ve yedi düvele karşı
kavgayı başlattı. Bu kavga, Anadolu'nun tek vücut, tek yürek olan insanların
hayranlık duyulacak destanlarıyla kazanıldı.
Kadınlar, bizim kadınlarımız...
Kurtuluş Savaşı'ndaki "Çılgın Türkler"in birbirlerinden
farkı yok. Ancak; anamız, avradımız, bacımız ve de yârimiz olan kadınların
o akıl almaz, o çılgınca fedakârlıkları olmasaydı, bu savaş nasıl kazanılırdı?
Bu, günümüzde bile kimsenin kolayca cevaplayamayacağı bir soru.
Savaş galipleri arasında çıkar çatışması başlamış,
geleceğe dönük planlar müttefikleri yol ayrımına getirmişti. Çukurova,
Antep, Urfa ve Maraş'ta "Çılgın Türkler"den umulmayan bir direniş
gören Fransa, Ankara hükümeti ile anlaşma yolları aramaya girmiş, Fransız
temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollarına düşmüştü. O günlerde,
Türk ordusunun silah ve cephane ihtiyacı İnebolu üzerinden karşılanıyordu.
Özellikle İstanbul'da, işgal güçlerinin denetimindeki depolardan çeşitli
yollarla kaçırılan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle İnebolu'ya
getiriliyor, buradan da "İstiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu.
Hangi araçla mı? Kağnılarla tabii. Başka araç yoktu ki!
"... Genç adam 'uğurlar olsun anam' diye seslendi.
Kolbaşı 'Sağ ol oğul' dedi, elindeki sopayla öküzleri dürttü. Kağnılar,
tekerlekleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı.
Yalnız üçüncü kağnıyı 12 yaşında bir erkek çocuğu götürüyordu. Kadınlardan
biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının
ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar, bebelerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı.
Konvoyu uğurlayan genç subaylardan birisi 'Ne
mübarek kadınlar bunlar' dedi."
Öyleydiler...
Kağnı kamyonu yener mi?
Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollarında gördüğü
konvoylardan yalnızca birisiydi ve Fransız temsilcisi müthiş etkilenmişti.
Şerefine verilen akşam yemeğinde, "kağnıcı kadınlar"ı anlata
anlata bitiremiyordu. Sofrada geleceğe dair konuşuluyordu. Mustafa Kemal,
girdikleri kavgayı kısaca özetledi F. Bouillon'a:
"Mösyö Bouillon, milli yeminimizin özü tam bağımsızlıktır.
Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kısaca her hususta bağımsızlık!
Türk milleti kanını tam bağımsızlığı sağlamak için akıtıyor."
Yemek bitip Mustafa Kemal odadan çıktığında, Bouillon,
Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengirşenk) hayretle
sordu:
"Yoksa siz aklınızdan kapitülasyonları kaldırmayı
mı geçiriyorsunuz?"
"Evet Mösyö. Milli Mücadele toprak için yapılmıyor.
Biz İstiklal için mücadele ediyoruz. Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların
kalktığını görmeden kılıcını kınına koymaz..."
Fransız diplomat gülmeye başlamıştı:
"Ah dostum! Azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı
kollarını büyük bir hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya
bakın. Çünkü kağnı kamyonu yenemez!"
Franklin Bouillon, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Meydan
Savaşı'nın bu kağnıların taşıdığı silah ve cephanelerle kazanılacağını
nereden bilebilirdi ki...
"Şu bir liramı al kızım!"
Halide Edip (Adıvar), cepheyi görmek üzere trene bindi.
Kompartımanda İstanbul'dan kaçıp gelen, İstanbul'un tanınmış ailelerinden
birisinin kızı ile genç bir subay vardı. Sohbet sürerken, Halide Edip,
genç subayın dizindeki yamayı eliyle örtmeye çalıştığını fark edince
gülümsedi;
"Lütfen dizinizi örtmeye çalışmayın. Utanmayın da.
O yama, bizim için İngilizlerin dizbağı nişanından çok daha değerli.
Ordumuz, heybetini yoksulluğundan alıyor..."
Kütahya Eskişehir Cephesi'nde ölümüne savaşıldığı günlerde,
Ankara Öğretmen Okulu'nun konferans salonunda, kadınlar Halide Edip’i
dinlemek için toplanmışlardı. Ön sıralarda sıkma başlı, uzun mantolu,
iskarpinli İstanbullular. Arkalarda rengârenk çarşaflı, potinli, mest
lastik giymiş, yüzleri açık Ankaralılar. Halide Edip, çok tutumlu olduklarını
duyduğu Ankaralı kadınların orduya yardım etmelerini sağlamak için bir
konuşma yapacaktı;
"Bir hafta önce Eskişehir'deydim. Uçakları gördüm.
Kanatlar ve gövde, özel keten kumaşla kaplanırmış. Bizimkiler kaput beziyle
kaplıyorlar. Özel yapıştırıcı olmadığından kaput bezi, nal mıhı veya
zamkla tutturuluyor. Bezin gerginliğini sağlamak için emayit kullanılırmış.
Bizimkiler, bezi kaynatılmış patates kabuğu ve paça suyuna
tutkal, kola karıştırarak yaptıkları pelteyle kaplıyorlar. Ve pilotlar,
gözlerini bile kırpmadan bu uçaklara binip havalanıyorlar. Kardeşlerim!
Sizleri, milletin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve
yoksul orduya yardıma çağırıyorum!"
Salonda çıt çıkmıyordu. Sonra, Ankaralı kadınlar hareketlendiler,
sıraya girdiler. Masanın üstü kısa sürede para, altın bilezik ve yüzüklerle
dolmuştu. Tam bu sırada, beyaz başörtülü, gözleri görmediği anlaşılan
yaşlı bir kadının seslendiği duyuldu:
"Ne olur bana Halide Hanım'ı bulun!"
Yaşlı hanım, hemen yanına koşan Halide Edip'in
yüzünü okşamaya başladı:
"Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum kızım. Bunu zor
günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki, ordumuz benden daha
zordaymış. Al bunu kızım!"
Görmeyen gözleriyle Halide Edip'e gururla bakan kadının
derisi çatlamış avucunda 1 lira vardı. Halide Onbaşı, gözlerinden yaş
fışkırırken sarıldı yaşlı hanıma;
"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız..."
İşte onlar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş fedakârlıklarıyla
bizim kadınlarımızdı.
"Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler
batıyor!"
Mehmet Akif in Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiirdeki
hu mısra, aslında bu vatan için gözünü kırpmadan ölüme giden tüm "Mehmetler"
için yazılmıştı... En acemisinden yedek subayına, teğmeninden albayına
şehit olan tüm Mehmetlerin amacı; Anadolu topraklarını arsızca işgal
eden, kadın erkek, çoluk çocuk gözetmeksizin hoyratça davranan düşmanı
geldiği yere göndermekti.
15 Mayıs 1919... İzmir limanına demirleyen Yunan savaş
gemilerinden karaya asker çıkmaya başlamıştı. İzmir Askerlik Şubesi
başkanı Miralay Süleyman Fethi, gelişmeleri makamında endişeyle izliyordu.
Sabah evinden ayrılırken, eşi Edibe Hanım, kötü bir şey olacağını hissetmiş
gibi, o gün işe gitmemesini söylemiş, ancak Miralay Süleyman Fethi’nin
cevabı kısa olmuştu;
"Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka
ne zaman gideceğim!"
Edibe Hanım'ın korktuğu başına gelecekti. İzmir'i işgal
eden Yunanlılar, Fethi Bey'i savaş esiri olarak tutuklayıp, Pasaport'ta,
rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarının da bulunduğu
sıraya kattılar. Özel kıyafetli efzun askerlerinin başındaki Yunan subayı
sıradakilere seslendi:
"Kimin önünde durursam, o kollarını iki yanda kaldırıp
indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye bağıracak. Karşı gelen süngülenecek."
Venizelos, o tarihteki Yunan başbakanı idi. Subay, Türk
askerlerinden başbakanı kutsamalarını istiyordu. Bir tek Miralay Süleyman
Fethi direndi. Bağırıp duran Yunan subayının karşısında kayadan oyulmuş
bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummadığı bu direniş karşısında öyle
kızmıştı ki, birden elini uzatıp Fethi Bey'in omuzlarındaki apoletlerini
sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle itti.
"Onları sen takmadın ki sen sökesin!"
diye bağırdı ve ilk süngü yarasını aldı. Efzun eri, süngüyü
onun göğsüne sokmuştu... Yirmi iki kez önünde durdu, isteğini yineledi
Yunanlı subay ve yirmi iki kez süngülendi Miralay Süleyman Fethi. Artık
ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kanından oluşan gölcüğe yığılıp
kalan kahraman asker, İzmir'deki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla kaldırıldığı
hastanede, sabaha karşı şehit oldu.
İşgalciler, ertesi gün, tüm İzmir'in katıldığı cenaze
törenine müdahale etme cesaretini gösteremediler. İzmir'deki Mevlevi tekkesinin
mezarlığına gömüldü. Bu kahraman subay, bugün çok yalın yapılan mezarında,
üzerinde kabartma bir kılıç ile bir kalpak resmi yontulu taşın altında,
huzur içinde yatıyor.
"Bölükten geri Kalan budur komutanım!"
Porsuk Çayı'nın kuzey kıyısındaki bir patikada 40 kişi
yürüyordu. Çoğunun ayağı çıplak, bazılarının ayakları çuvalla, çaputlarla
sarılıydı. Aralarındaki yaralılara arkadaşları destek olmaya çalışıyorlardı.
Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında yarılan
cepheden kopan askerlerdi. Düşe kalka, dövüşe dövüşe birliklerini bulmak
için cephe gerisine ulaşmaya çalışıyorlardı.
Aniden ortaya çıkan bir süvari birliği, grubu çevirdi.
Asker kaçaklarının peşinde olan süvari yüzbaşısının sesi çok sertti:
"Hangi birliktensiniz?"
"4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanım."
"Bölüğün geri kalanı nerede?"
"Geri kalan biziz komutanım!"
"Nereye gidiyorsunuz?"
"Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormuş. Alayımızı
aramaya gidiyoruz."
Yüzbaşı sevindi. Bunlar, silahlarının şerefini sonuna
kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi:
"Şu tepenin ardında suyu bol küçük bir köy var. Orada
dinlenin. Sonra doğuya yürüyüp Sakarya'yı aşın. Ama birliği köye bu
haliyle sokma. Halkı üzmeyin. Anladın mı asker?"
"Evet komutanım. Köye belimiz kırılmamış" gibi
gireceğiz. Baş üstüne!"
Süvariler dörtnala uzaklaşırken çavuş birliğe döndü:
"Duydunuz. Halka teftiş vereceğiz. Ona göre. Sıraya
girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazır ol! Arş!"
Perişan Mehmetçikler ayaklarını sürüyerek yürümeye koyuldular.
Çavuş birden dellendi;
"Bu ne biçim yürüyüş? Başınızı kaldırın, canlı yürüyün.
Haydi hep beraber...
Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı..."
Çavuşun başlattığı, yavaş
yavaş tüm Mehmetçiklerin katıldığı bir marş yükselmeye başladı bozkırın
ortasında. Sanki çıplak ayaklı, yaralı ve bir muharebeyi kaybetmiş olanlar
onlar değildi. Çınarlı köyüne sefil ve bitkin görünüşlerine hiç uymayan
bir çalımla girdiler. Süvari yüzbaşısının gözü arkada kalmayacaktı...
Cepheyi tuttular değil mi?
Kurtuluş Savaşı'nın kırılma noktalarından biri, Kütahya-Eskişehir
muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 günü Yunanlılar 180 top ve 40.000 kişiyle
yüklendiler Türk hatlarına. Karşı koymaya çalışan kuvvet ise, 113 top
ve parça parça cepheye ulaştırılmaya çalışılan 30.000 askerdi. Türk ordusu
zamanla yarışıyordu. Her iki ordu da kazanmak için tüm gücüyle savaşıyordu.
Süngü hücumları arka arkaya tazeleniyordu. Öyle ki, bir tepe bir saat içinde
tam 11 kez el değiştirmişti.
4. Tümen komutanı Yarbay Nazım, başta Mustafa Kemal olmak
üzere hem tüm komutanların, hem de emrindeki askerlerin gözbebeğiydi.
Mehmetçik, onun bir emriyle gözünü bile kırpmadan çıkıyordu siperlerden.
4. Tümen, Yunanlıları durdurmak için en güvenilen birlikti ve komutanlar
Yarbay Nazım'dan çok şey bekliyorlardı.
15 Temmuz sabahı gün doğarken, Yarbay Nazım ve karargâh
subayları atlanıp Yumurçal mevzilerini denetlemeye çıktılar. Az ileride
bir tepe vardı ve tepede Türk ordusundan kimse yoktu. Yunanlılar bu tepeyi
ele geçirirlerse cephenin yarılması kaçınılmazdı. At inildi, komutan ve
karargâhı tepeye doğru yürürken Yarbay Nazım, süvari takım komutanına
emir veriyordu:
"Takımınla hemen tepeyi tut. Düşman taarruz ederse,
alaydan birlik yetişene kadar ne pahasına olursa olsun tepeyi tut. Şimdi
ben..."
Bitiremedi cümlesini. Sabaha karşı gelip tepeye mevzilenen
Yunanlıların açtığı makineli tüfek ateşi biçti bu çok sevilen komutanı
ve karargâh subaylarını. Emir çavuşu Eyüp, göğsünün sol tarafındaki kan
lekesi giderek artan komutanını kucaklayıp at bindi ve cephe gerisine götürmeye
başladı. Yarbay Nazım'ın ünlü beyaz atı dörtnala peşlerinden geliyordu.
Eskişehir hastanesi... Çok hafif soluk alan komutanın
başında Eyüp Çavuş ve subaylar bekleşiyordu ümitle. Yarbay Nazım fısıldadı:
"Tepeyi tuttular değil mi?"
"Tuttular komutanım..."
"Arkadaşlar iyi mi?"
''Hepsi iyi. Çok iyiler komutanım."
"Asıl siz iyi olun, iyi dayanın çocuğum..."
Başı Eyüp Çavuş'un dizine dayalı yatan Nazım Bey'in son
sözleriydi bunlar...
Çankaya'daki çalışma odasının kapısı usulca aralandı,
Fikriye Hanım bir hayalet gibi içeri süzüldü. Masadaki haritanın üzerinden
başını kaldıran Mustafa Kemal, genç kadına sorgulayan gözlerle baktı.
Kötü haber tez ulaşmıştı. Salih Bey (Bozok) söylemeye
cesaret edemiyordu. Başı öne eğikti. Mustafa Kemal
"Ne var? Ne oldu?" diye
sordu. Yılgın bir sesle
"Fevzi Paşa telefon etti. 4. Tümen karargâh kadrosu
felakete uğramış!" diye cevapladı.
"Ne demek o?"
"Kurmay başkanı Binbaşı Şerafettin yaralı olarak
esir düşmüş. Çoğu da şehit olmuş efendim!"
"Nazım?"
Salih Bozok ağlamaya başladı. Mustafa Kemal donup kalmıştı.
Yarbay Nazım, çok sevdiği, çok kıymetli bir komutanıydı.
"Gel biraz yürüyelim Salih!"
dedi... Ölümü çok yakından tanıyan iki subay, ağaçların
altında yürümeye başladılar. İkisinin de ağzını bıçak açmıyordu...
“Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir!"
20. yüzyıla girerken Fransa'nın en etkili gazetelerinden
"Le Temps"in ünlü bir çalışanı vardı: Georges Gaulis. 1896'da
eşi Berthe ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu
konusunda en iyi, en tarafsız haberleri yapan gazeteci olarak tanınıyordu.
1912'deki Balkan Savaşı'nı da izleyen Gaulis, yakalandığı
hastalıktan kurtulamayıp öldü ve Feriköy'deki Katolik Mezarlığı'na gömüldü.
Nöbeti, Türk dostlarının Berta diye çağırdıkları, karısı Berthe devraldı.
Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savaşı'nda zorunlu
olarak İstanbul'dan ayrılmıştı. Berthe, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı
günlerde, 21 Eylül 1919'da, çok sevdiği İstanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya
döner dönmez yazdığı kitapta, o günlerin Türkiye'sini ve Kurtuluş Savaşı'nı
anlattı:
"1921 Nisanı, Türklerin geri aldıkları Bilecik, bir
felaket ve acılar diyarı. Koku dayanılmayacak kadar fazla. Henüz dumanı
tüten bu taş yığınları altında, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü.
Buradaki tahribatın büyüklüğü korkunç. Bilecik ve Küplü'de büyük facialar
olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar, büyük bir bunalım ve heyecan
içinde. Tecavüze uğramamış genç bir kız veya kadın kalmamış. Bilecik
dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde... Sık sık
dinamitin tahribatını gösteren taş yığınlarına rastlıyoruz. Biraz ötede,
kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın
mezarı.
Yapılan toptan imha işleminden her şehir ve kasaba payına
düşeni almış. Bazen bir bahçe, çiçek açmış birkaç ağaç, bir meydan,
bir çeşme, yapılanları hatırlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik.
Her Yunan taarruzu, Anadolu halkına çok acı bir ders olmuş.
Düşmanın yaptıkları karşısında vatanseverlik duyguları uyanarak şahlanmış,
'Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaşlarım İçin öleyim' diyerek mücadeleye
katılmışlar. Bu günlerde, İnegöl'deki Türkler kasabalarına gelen Yunan
askerlerine baltalarla karşı koymuşlar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuşlar..."
Berthe Gaulis, kitabının önsözünde de şunları yazmıştı;
"Ankara'dan 10 Mayıs 1921 'de, Türk milliyetçiliği
konusundaki bu kısa incelememin basımevini boyladığı sıralarda ayrıldım.
1921 yılının Ağustos ayı sonlarında, Anadolu'daki savaş en sert ve acımasız
bir biçimde sürüyordu. .. Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir.
Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayanıyor; çünkü bu hareketi yönetenler
kendi şahsî çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve
iman var..."
“Hadi bre çorbacı, karavanaya yetişelim!"
İşgalcilerden İnsanlık dışı, askerlik dışı bu kadar
baskı gören Anadolu çocuğu, yine efendiliğini bozmamış, bir "Çılgın
Türk" olarak onurlu davranmayı elden bırakmamıştı.
Halide Edip, Ruşen Eşref Onaydın ve Binbaşı Kemal, Adala'ya
(Manisa'da bir ilçe) yetişmeye çalışıyorlardı. Altı ayda bile geçilemez
denilen Yunan hatları yarılmıştı. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı
kazanılmış, Yunan ordusunun büyük bölümü imha edilmiş, başta Trikopis,
çok sayıda komutan, subay ve asker esir alınmıştı. Binbaşı Kemal şoföre
bağırdı:
"Dur!"
Binbaşının dikkatini, esir bir Yunan subayını cephe gerisine
götüren asker çekmişti. Mehmetçik yayan, esir subay eşek üzerinde gidiyorlardı.
Mehmetçik Binbaşı Kemal'i selamlarken, Yunanlı subay eşekten inmişti.
"Kim bu?"
"Esir komutanım!"
"Nereye götürüyorsun?"
"Geriye. Alay karargâhına!"
"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana
sen bin, o yürüsün!"
"Hiç olur mu komutanım? O şimdi ocağından kopmuş
bir gurbet adamı. Misafir ve bana emanet."
Binbaşı, titreyen sesine hâkim olmaya çalışarak şoföre
bağırırken gözlerinden yaşlar akıyordu:
"Yürü oğlum, gidelim."
Araba uzaklaşana kadar selam duran Mehmetçik, Yunan subayına
eşeğe binmesi için işaret ederken söyleniyordu:
"Hadi bre çorbacı. Akşam karavanasına yetişelim.
Aç kalma."
Ölümün, gencecik insanları hiç duraksamadan verdiği bir
emirle ölüme göndermenin ne olduğunu, onun gibi hiç kimse bilemezdi. Yıllar
önce, bir ağustos sabahı gün doğmak üzereydi. "O", siperler
boyunca yürürken, son emrini verdi:
"Elimdeki kırbaca bakın. Kırbacı kaldırdığımda hazır
olun. Kırbacı aşağı indirdiğimde hücuma kalkılacak. Asker! Sana ölmeyi
emrediyorum!"
Kırbaç kalktı, kırbaç indi... Mehmetçik süngü hücumuna
kalktı. Artık tek bir ses duyuluyordu... Allah, Allah,,.
9-10 Ağustos 1915 sabahında gün atmadan süngü hücumuna
kalkan Mehmetçik, Anafartalar'da düşmanı bitirmişti. Mehmetçik'ten ölmesini
isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanlığı'na 67 saat önce atanan Yarbay
Mustafa Kemal'di.
Arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında,
generaldi Mustafa Kemal. Sonra üniformasını çıkardı. Yıllardır savaşan,
gencecik evlatlarını şehit veren; yorgun, bitkin, yılgın ve ümitsiz, ama
sonsuz dirençli insanların yaşadığı topraklarda, Anadolu topraklarında,
kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir kalkışmayı başlattı. Tek güvencesi,
çöken imparatorluğun tüm kahrını çekmesine karşılık, pek de kıymeti bilinmeyen
Anadolu insanıydı. Askere yolcu ettiği son oğlunu birliğine teslim ederken;
"Bizim köyün mezarlığına elli yıldır delikanlı gömülmedi
oğul. Vatan sağ olsun da hepimiz ölelim ne çıkar?"
diyen Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin'in
anası gibi insanlardı güvendiği.
Bandırma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 kişiyle
başlayan "Tam Bağımsız Anadolu" hareketine, zaman içinde tüm
Anadolu halkı katıldı. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle ve yorgunluklarım,
yılgınlıklarını, bıkkınlıklarını, ümitsizlerini artlarında bırakarak kavgaya
girdiler.
"Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için,
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.”
Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden önce, Bekir Ağa Bölüğü'nde
tutuklu bulunan Fethi Bey'i görmeye gittiğinde, '"Ne biz bu durumda
kalacağız, ne de ülkeyi bu durumda bırakacağız." derken, işte bu
"zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlara” güvenmişti.
Anadolu'nun bağımsızlığı kavgasına girenlerden bazılarının
yolları, sonraki yıllarda Mustafa Kemal'le ayrılmış bile olsa, onlar "Çılgın
Türkler"di. Çılgın olmasalar, boyunlarında idam fermanı varken, hangi
akla hizmet bir ulusun kurtuluş kavgasını başlatabilirlerdi?
"Kuvva-i Millîye adı altında çıkarttıkları
karışıklık"
24 Mayıs 1920 tarihinde, Padişah Vahdettİn'in onayladığı,
Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı bir İradei Seniyye (Padişah
Buyruğu) yayınlandı:
"Kuvva-i Milliye adı altında çıkarttıkları karışıklık
ve Anayasa'ya aykın olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine
hareket edenlere işkence ve eziyet ederek kentleri yıkmaya kalkışmak
suretiyle iç güvenliği bozanların düzenleyicisi ve kışkırtıcısı oldukları
iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişi i ği'nden uzaklaştırılıp
askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi,
eski 27. Fırka komutanı emekli Miralay Kara Vasıf Bey, eski 20. Kolordu
komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara
milletvekili Salacaktı Alfred Rüstem ve eski sağlık müdürü İstanbullu
Dr. Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni İstanbullu
Halide Edip Hanım'ın; açıklaması 11 Mayıs 1920 tarih ve 20 sayılı hüküm
tutanağında yazılı olduğu üzere; Mülkiye Ceza Yasası'nın 45. maddesinin
1. fıkrasının yollamasıyla, 55. maddenin 4. fıkrası ve 56. maddesi uyarınca
sahip oldukları askeri ve sivil rütbe ve nişanlarla her türlü resmi unvanlarının
kaldırılmasına ve idamlarına, bu durumda kaçak bulunmaları nedeniyle mallarına
el konulmasına dair İstanbul Birinci Sıkıyönetim Savaş Divanı'nca arkasında
verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmak koşuluyla
onaylanmıştır. Bu buyruğu yürütmeye Savaş Bakanı görevlidir."

Ve bir şafak vakti...
Kimisinin boynunda idam fermanı vardı? kimisinin ayağı
çıplaktı. Kimisi yorganı bebesinin değil top mermilerinin üzerine örtmüştü,
kimisi son nefesinde "Ölene kadar cepheyi tutun" emri vermişti.
Anadolu'nun bahtı Onlar,
“bir şafak vakti karanlığın kenarından
ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman..."
değişti. "O" ve bize bugünleri veren
tüm "Çılgın Türkler"i yüreğimizden gelen saygı ve sevgiyle anıyoruz.
İyi ki çılgındılar...
Kurtuluş Savaşı'na giden dikenli yollarda
Gözlüğünün arkasından gülen gözlerle bakıyordu.
Ancak, iş "Çılgın Türkler"e geldiğinde değişiyordu bakışları
Turgut Özakman'ın. Bir başka parlıyordu o gözler ve bir başka tonla cevaplıyordu
sorularımızı. Tutkuluydu "Çılgın Türkler"e, heyecanlanıyordu
anlatırken ve nasıl bir hayranlık duyduğu sesine yanşıyordu. Biz Focus
ekibi için, çok güzel bir sohbetti.
-1919'da Samsun'dan yola çıkanlar, bağımsızlık yolunda
ilerlerken çok engelle karşılaştılar. Neydi bu engeller?
"Vatan kavgası görmemiş ki Anadolu halkı, hele hele
Ege! İşgal nedir bilmiyor ki... Fazla bir kötülük görmüyorsa, bir dostluk
dahi kurabiliyor. İster istemez kaçınılmaz bir birliktelik olabiliyor.
Korkutucu olan o değil. Yunan ordusuyla işbirliği yapan var. Yunan ordusu
çekilirken milliyetçilerle birlikte olmamak için onların peşine takılıp
Yunanistan'a kaçan birçok insanımız var. Yunanlılara kılavuzluk yapan Müslüman
Türkler var. Bunun oranı o zamana göre korkutucu değil, ama mide bulandırıyor
tabii...
Adam millet, vatan eğitimi almamış. Bilinçli değil.
600 yıl kulu olduğu padişah var savaşmasını istemeyen. Ankaralı Mustafa
Kemal'in askerlerine karşı durmanızı İstiyorsa ve şeyhülislam bunların
öldürülmeleri için fetva veriyorsa... Bu uğurda ölenlerin şehit, yaralananların
gazi olacağı söyleniyorsa, İngiliz altını dağıtılıyorsa, yani cahillik
sömürülüyorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanları...
Bir avuç insan. Ama, o zaman biz o kadar güçsüzüz, askerimiz o kadar az
ki! Günler, aylar sürüyor bazılarını ortadan kaldırmak. Olay o!"
Bir gerçeğe daha dikkat çekiyor Özakman:
"Zaman içinde de olsa, kadını erkeği, genci ihtiyarı
el vermeseydi, 150 bin kişilik bir ordu nasıl kazanırdı savaşı? 150 bin
kişilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin kişi
eder. Bu sadece Batı Cephesi'nde. Bunun doğusu, kuzeyi, güneyi var. Bu
da 400 bin kişi demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin kişilik bir ordu
kurulamaz. Bu yüzden, halk başlangıçta karşısında olmasa bile, yanında
da değildi. Doğal bu. Korku! Erkek kalmamış! Askerleri şehit olmuş
orada kalmış; sağ kalanı ya eşkıya olmuş dağa çıkmış, ya da henüz
esir, geri dönmemiş... Ne beklenebilir ki?"
Anadolu insanına dil uzatanlara, bilmeden konuşanlara
çok kızgın Turgut Özakman:
"Yunan gelmiş İzmir'e çıkmış, binlerce insanı öldürmüş.
Sakarya'nın kenarındaki çaresiz, elektriksiz, yolsuz, öğretmensiz köy
bunu duymamıştır bile. Onun için Türk halkına yöneltilen benzer birtakım
iddiaları okuduğum zaman içim cız ediyor. Yanİ Yunanlı İzmir'e çıktığı
gün Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak... Yahu zaten o gün biterdi
iş. Yani böyle bir millet var mı? Fransızlar İkinci Dünya Savaşı'nda
Paris elden gittikten sonra, yavaş yavaş düşünmeye başladılar karşı
koymak için. Yunan İzmir'e çıktıktan sonra, Denizli müftüsü, 'Size fetva
veriyorum. Silahı olmayan hiç olmazsa yerden üç taş alıp düşmana atsın!'
diyor"
Ulusal bilincin bir başka fikir adamı, sair, edebiyatçı,
gazeteci ve senarist Attila İlhan’ın cenaze töreninin ardından oturmuştuk
Turgut Özakman ile sohbete. Atilla İlhan 'dan esinlendik ve sorduk
"Hangi batı?" diye:
"Batının bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla
ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandırıcı, pis
bir yüzü var. Yalnız güzel yüzüne mağlup olup da, pis yüzünü hazmetmemize
imkân yok. Türkiye, batının bu pis yüzünü çok yakından gördü. Ya kendi
yaptı bu pisliği ya da birilerini paralı asker olarak tuttu, onlara yaptırdı.
Onun için biz, emperyalizmin ne olduğunu bilmeyenlere ders verebilecek
bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazık ki emperyalizm, bir sol terimdir
diye söylenmez oldu."
Kaynak : Focus Aralık 2005 sayısından alınmıştır.
Bazı resimler yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir
"Delet" tuşuyla yok etmeyin
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : ATATÜRK,MUSTAFA KEMAL
|
24/11/2009 - özel insanlara
Gözlerin arasındaki ilişkiyi biliyormusun ?
Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar.
Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : güzel sözler,deyimler
|
24/11/2009 - İnsan gerçekte görmediği birine karşı sevgi duyabilir mi ?
İnsan gerçekte görmediği birine karşı sevgi duyabilir mi ?
Sevgi beklentisiz ve çıkarsızdır"
Bu
yazının amacı, İnternet' te yaşanan aşkların benzersiz olduğunu
kanıtlamak değil. Sonuçta insanlar aynı insanlar ve ilişkilerin
niteliğini belirleyen yine onlar.
Ancak söylemek
istediğim, İnternet'in insana verdiği sınırsız özgürlük duygusu ve
fantazileri gerçekleştirmek için mükemmel bir araç olduğu hissi.
Başlangıçta
ve bazen asla bunun farkına varamıyorsunuz. Ancak bu duygu davranışları
ister istemez etkiliyor. Ve siz bakıyorsunuz ki gerçek hayatta
oynadığınız rollerden sıyrılmış gerçekte olmak istediğiniz insan
oluvermişsiniz. Ve siz önce kendinize sonra da karşınızdakine karşı
dürüst olduğunuz sürece ilişki gerçekten dürüst ve çıkarsız bir hale
geliyor.
Artık olduğunuz gibi kabul edildiğiniz duygusuyla
karşınızdakini olduğu gibi kabul etmeye başlıyorsunuz. Anlattığınız
düşünceleriniz ve duygularınız o kadar içten, bir o kadar bakir ve el
değmemiştir. Gerçek yaşamda olamayacak kadar hızlı yol almışsınızdır
kısacık bir zaman içinde.
Karşınızdaki
kesinlikle doğru kişidir, çünkü siz onunla konuşmaya devam
etmektesiniz. Sabahlara kadar birlikte aslında hiç aşanmamış bir yaşamı
paylaşmaktasınızdır. Yıllardır baskı altına aldığınız dürüst tepkiler
vermeye başlarsınız. Onunla birlikte olmaktan ne kadar çok
hoşlandığınızı, onunla birlikte kendinizi çok iyi hissettiğinizi
anlatırsınız.
Bu duygularınız karşılıklıdır ve aranızda
önceleri beklentisiz bir dostluk doğar ve sonra bu yavaş yavaş sevgiye
dönüşür. Siz belkide evlisinizdir ve belki karşınızdaki kişi gerçekte
asla birlikte olmayı düşünmeyeceğiniz yaşta veya sosyal statüde
olabilir.
Ve hatta siz İstanbul' da ve sevgiliniz Brezilya' da olabilir.
Ne
farkeder ki, ihtiyacınız olan sarılmak için bir beden degildir.
Aradığınız ve istediğiniz, sizi sizin kadar iyi anlayan birine karşı
duyduğunuz sevginin o, zaman ve mekan tanımaz sıcaklığıdır.
Bir elmanın bir yarısı siz diğer yarısı "o" dur.
Size "Bu rüyadan hiç uyanmasak" der, siz de ona "Bu bir rüya değil" dersiniz, rüya içinde bir gerçekliği yaşadığınızı bilerek.
Birlikte
idealinizdeki evi bulur ve içini eşyalarla donatırsınız. Kocaman bir
koltuğun üzerinde birbirinizin saçlarını okşar ve küçük sevgi
öpücükleri kondurursunuz dudaklara.
Bilgisayarın soğuk
ve soluk ekranı karşısında o öpücüğü hissedersiniz dudaklarınızda, ve
gerçek olan hiç bir öpücük bu kadar derinden sarsmamıştır sizi daha
önce.
Sonra; "sana tuhaf gelecek belki ama" dersiniz,
"Seni seviyorum"...
Ekrandaki cevap mutlulukların en güzelini yaşatır
size
"Ben de seni seviyorum"
Sonra ne mi olur?
Bilmem..
Bu
sorunun binlerce cevabı var. Bu yazının konusu İnternet üzerinde
yaşanan sevgilerin nasıl başlayıp nasıl bittiğini irdelemek değil.
Sanal sevgileri bir masaya yatırıp psikolojik tahliller yapmak hiç
değil. Sadece İnternet'te yaşanan "Sanal aşkların" günümüzde yaşanan
bir çok aşktan çok daha gerçek olduğunu anlatmak.
Belki hayatınızın aşkını İnternet üzerinde bulabilirsiniz. Belki de bulamazsınız. Ama eğer o doğru kişiyi bulursanız, sakın
"Yarın bir başkasını bulurum" kolaycılığına kaçmayın.
Bulamayabilirsiniz.
Ona sahip çıkın ne pahasına olursa olsun !
Alıntı
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : NASİHAT,FAYDALI BİLGİLER
|
22/11/2009 - AŞIK VE BİLGE
AŞIK VE BİLGE

Aşkı merak eden kadın Bilgeye yaklaşır ve sorar:
Sevgili Bilge aşk nedir?
Bilge cevaplar:
"Aşk, evrande uçmaktır. Şartlar ne olursa olsun karşı çıkıp direnmektir.
Engelleri ısrarla aşmaktır ve inadına yoluna devam etmektir.
Mutluluğa giden yoldur AŞK.
Aşk, cennetin anahtarıdır.
Var olan bütün alışkanlıkları geride bırakmaktır.
İrade ve mantığın bittiği yerdedir.
Vakti geldiğinde göçmen kuşlar gibi uçmaktır
Acı veren mutluluktur AŞK.
Yaratıcıdır, yoktan var edendir.
Aklın savaşamadığı şeydir AŞK."
Bilgenin bu sözleri kadını çok etkilemiştir.
Kadın Bilgeye derki:
"Sevgili Bilge demek ki ben bu zamana kadar hep aşık olduğumu sanmışım ama yanılmışım.
Sizin aşk anlayışınız çok farklıymış``
Bilge gülerek cevaplar:
``Güzel bayan, bastırılmış duyguları ve arzuları aşk ile karıştırma!
Bedenlerin aynı çatı altında yaşaması aşk değil bir ihtiyaçtır.
Aşk ruhların sonsuza kadar birleşmesidir.
Ayrılık söz konusu değildir.
İnsanoğlu bir takım dürtülerin adına aşk diyor.
Aşk hayvanlara özgü bir şey değildir.
Dürtülerin adı aşk olsaydı maymunlar şair,eşekler ozan olurdu``
Aşık kadın güler ve Bilgede gülmeye başlar.
Kadın Bilgeye aşık olmuştur.
Bir süre sonra aşık kadın hüzünlenir.
Bilge merak eder ve sorar:
``Güzel bayan neden hüzünlendiniz? Güzel yüzünüze hüzün yakışmıyor``
Aşık kadın cevaplar:
``galiba ben size aşık oldum``
Uzun bir zamandır kadına platonik aşk duyan Bilge aşık kadına derki:
``Nihayet beni fark ettiniz. Size olan ölümsüz aşkımı anlatamam``
Kadın yine hüzünlenerek Bilgeye derki:
``ama aramızda engeller var. Aşkım ruhlarımız nasıl sonsuza kadar birleşe bilir ki?``
Bilge cevaplar:
``Ruhlarımızın sonsuza kadar birleşmesi için Allah'dan ölümü dileyin. İkimiz birden dileyelimki, kabul etsin yaradan.``
Aşık kadın Bilgeye bakar ve aşkın vermiş olduğu heyecanla gülümseyerek oradan uzaklaşır.
Bilge ise her zaman yaptığı gibi Dünya ile ilşkisini kesip, başını önüne eğip düşünmeye başlar. alıntı
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : nasihat,hikayeler
|
22/11/2009 - KIZILDERİLİ BURÇLARI...
KIZILDERİLİ BURÇLARI...
------------------------------------------------------------------------------------------- 22 Aralık – 19 Ocak
YABANKAZI "Bilge, dingin, yardımsever bir lider!"
Uğurlu taşı: Kuvars Rengi: Beyaz • Evrenin tüm enerjisini kullanabilme yeteneği • Sakin, dingin bir kişilik • Olayları kavrama yeteneği
• Dikkatli, titiz ebeveyn • Hata yapmamak için çok çalışma • Arkadaşlık ve dostluk seçiminde çok dikkatli • Sindirim sisteminde hassasiyet • Büyük gelişimlere açık • Morali bozukken çekingen ve içe kapanık
• Lider olma kabiliyeti • Alışkanlık ve geleneklerine bağlı • Ev hayatında düzenli ve özenli • Arkadaşlarını ve çevresini geliştirmeye eğilimli • Güçlü intikam duygusuna sahip • Çok sayıda değişik işi ve görevi yürütebilme yeteneği
• Kusursuzluk tutkusu • İnsanlar ve doğa ile kolayca uyum sağlama • Dayanıklılık , bazen katılaşma • Aydınlık ama ulaşılması zor bir kişilik • Kusursuz bir bilge
20 Ocak – 18 Şubat
SUSAMURU "Sevimli, canayakın, iletişimi yüksek bir yardımsever!"
Uğurlu taşı: Gümüş Rengi: Gümüş • Arkadaşları tarafından sevilen, sayılan bir kişilik
• Duygularını saklamaya meyilli, • Karşı koyulması zor, • İştahlı, yemek yemeyi seven • İyi bir baba, iyi bir eş, • Akıllı, Cesur
• Esnek ve yardımsever • Sosyal yardımlaşma konularına eğilimli, • Güvenilir bir dost, • Dalgın ve hayalci, • Uzak ülkelere gitmeye eğilimli, • İyi bir dert ortağı, • Hassas noktası; Sinir sistemi
• Affedici, • Güçlü bir içgüdü ve altıncı his, • Tehlikeli durumlarda yanlış kararlar almaya eğilimli, • Kendilerini başkalarının yerine koyabilme kabiliyeti, • Aşırı korkusuzluk sonucu tehlikeli işler yapabilme,
• Sürekli yeni planlar yapma, • İlk adımları atarken kararsız, • Özgürlüğüne düşkün, • Herkesle dost!
19 Şubat – 20 Mart PUMA "Kıvrak ve güzel bir duygu yumağı!"
Uğurlu Taşı: Firuze Rengi: Mavi – Yeşil • Kendi alanlarına ve özeline düşkün, • ugusal ama duygularını göstermeyen, • Zor güvenen ve ihtiyatlı, • Ruhsal bir avcı, • Evine düşkün,
• Yalnızlık duygusu güçlü, • Sezgileri yüksek, • Kıvrak zekalı, • Doğru olanı yaptıkları konusunda güvenceye ihtiyaç duyan, • Sevecen, neşeli bir ebeveyn, • Hareketli, • Duyarlı, • Uysal,
• Akıl almaz bir düşgücü, • Hassas nokta: Mide – Bağırsak, • Köşeye sıkıştıklarında kavgacı ve atik, • Güvendiklerine tüm yüreği ile sevgi gösterme, • Anlaşılması zor, gizemli, • Güçlü sezgiler,
• Duyguları baskı altında tutma eğilimi,
• Atik bir ruhsal koşucu, • Başkalarının göremediğini gören, • Romantik. 21 Mart – 19 Nisan ALADOĞAN
" Görkemli ve büyüleyici bir iyilik sembolü!" Uğurlu Taşı: Opalin Rengi: Sarı • Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji, • Daldan dala atlayan, • Hızlı gelişme, değişme kapasitesi,
• Düşünce ve duygularında çok açık • Açıksözlü ama bazen patavatsız, • Yalana ve yalancılığa tahammülü olmayan, • Korkusuz, • İleri görüşlü, • Kızgın olduklarında saldırgan ve çok tehlikeli, • Bağımsız,
• Kolayca dikkati dağılan, • Enerjilerini yönlendirmeye başaranlar için iyi bir yönetici, • Sağlam bünyeli, • Hassas Nokta; Baş bölgesi, sık baş ağrısı, • Herkesle anlaşan, • Doyumsuz bir güç ve enerji isteği,
• Yeryüzü işlerine aşırı eğilim, • Dost ve adil bir ebeveyn, • Çoşkulu, • Heyecanlı, • Arkadaş yanlısı, geniş bir çevre, • İletişim gücü yüksek, • Pırıltılı, • Etkileyici, • Hayır demesi zor!
20 Nisan – 20 Mayıs KUNDUZ
"Herkese yaşam gücü ve tadı veren denge merkezleri!" Uğurlu taşı: Krisokol Rengi: Mavi • Dengeli, ağırbaşlı, • Değişimi sevmeyen, • Planlı, • Eşyalarına düşkün,
• Bir işi yaptığı zaman hem güzel hem yararlı olmasına çalışan, • Fiziksel lark çok güçlü, • Sürekli barışı arayan ve barış ortamlarını tercih eden, • Toprağa, köke bağlı önem veren, • El becerileri yüksek,
• Her türlü fiziksel ortama uyum sağlayan, • Kendi rahatı ve huzuru için çevreyi düzenleyen, • Tek boyutlu düşünceye kolayca kayabilen, • Sessiz, sakin, • Güven duymadıkları zaman geride kalıp dinleyen,
• Sinirlenince yıkıcı, • Suyla ilgilenmekten hoşlanan, • İşleri sürtüşmesiz, uyumlu hale getirmeyi başaran, • Maddi alanda güvenceyi seven, • Evliliği ciddiye alan ve eşine sadık olan, • Tutarlı ve dengeli ilişkileri tercih eden,
• İç huzura önem veren, • Kararlı ve dirençli ama bir o kadar da tehlikeli! 21 Mayıs – 20 Haziran GEYİK
"Çekici, hareketli, duyarlı bir şifacı!" Uğurlu taşı: Akik Rengi: Beyaz – Yeşil • Hareketi seven, • Aynı anda birkaç işi yapabilen, • Durmadan bir düşünceden ötekisine geçen,
• Çok uyank vezeki, • Koruma içgüdüsü fazlası ile gelişmiş, • Güzel olan her şeyi seven, • İlişkilerinde fiziksel görünüme önem veren, • Sanatçı kişilikli, • Yeni buluşlara meraklı, • Yeni tatlar, yeni yerler görmeyi seven, maceracı,
• Gülmeyi seven bir kahkaha makinesi, • Monogamist ilişkilere yatkın olmayan, • Sevgi dolu bir ana-baba, • En küçük işte bile güzellik yaratabilen, • Hassas nokta: Damar tıkanıklıkları, • Kalıcı ilişkileri olması gereken,
• Sevinmeyi ve sevinç duygusunu çok önemseyen, • Yaratıcı, • Konuşkan, • Dünyanın tüm güzelliklerini görebilen, • Duyarlı, • Keyif almayı bilen, • Maceracı!
21 Haziran – 22 Temmuz AĞAÇKAKAN "Aile ortamlarının ve sevginin vazgeçilmez merkezi!"
Uğurlu Taşı: Kırmızı Akik Rengi: Pembe • Gizemli yetenekleri olan, • Dengeli ortam ve dengeli durumları tercih eden, • Olayların iç yüzünü kolayca kavrayan, • Muhakkak sevdikleri bir eşe ihtiyaç duyan,
• Düzenli, iyi ilişkiler kuran, • Çok hırslı, • Anaç, evcimen, • Sevmeyi ve sevilmeyi çok önemseyen, • Yardımsever, • Dinsel ve mistik eğilimleri olan, • Uzak çevreye kadar herkesle ilişki içerisinde olan,
• Uyumlu, • Güven duygusuna önem veren, • Çabuk korkan, • Milliyetçilik duyguları güçlü olan, • Maddi güvence olmayınca mutsuz olan, • Hassas Nokta; İç hastalıkları, • Yaşamda her zaman ruhsal bir amaç arayan,
• Huzursuz olunca hastalanma eğilimine sahip, • Sağlam ve güvenilir bir dost! 23 Temmuz – 22 Ağustos MERSİNBALIĞI
"Gösterişli, bağımsız, sevilen, keskin görüşlü bir fırtına!" Uğurlu Taşı: Gröna Demir Rengi: Kırmızı • Soylu, görkemli düşünmeyi seven, • Dost ama alaycı,
• Gerçek duygularını saklayan,
• Hassas nokta; Soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, hazımsızlık, • Başkalarının kendilerine verdiği acıyı unutmayan, • Başkalarına duygusal çözümler sağlamayı seven, • Liderlik duyguları çok güçlü, • Egemenlik kurmayı seven,
• Bazen kibirli, • Çok zeki, uyanık ve hareketli, • Çocuklarına karşı korumacı, • Tükenmez bir güç kaynağı ve ruhsal derinlik, • Çok sağlam bir korunma zırhı, • Okumaya meraklı, • Haksever, iyi niyetli bir yönetici,
• Hırçın davranışların altında yumuşak ve kırılgan bir yürek, • Acılarını, dertlerini asla göstermeyen, • Psikolojik ve fiziksel sıkıntıları kolayca çözümleyebilme yeteneği, • Başka insanların üzerinde güçlü etkiler yaratan,
• Beklenmedik, hesapsız öfke patlamaları olan, • İyi yürekli, duyarlı kişiler! 23 Ağustos – 22 Eylül BOZAYI
"Çözümlemeci ve mantıklı düşünme yeteneği olan bir organizatör!" Uğurlu Taşı: Ametist Rengi: Erguvan • Mantıklı, • Adalet duygusu güçlüolan,• Yalana karşı hassas ve hemen hisseden,
• Öfkesini soğukkanlı ve hesaplı bir şekilde gösteren, • Konuşmayı seven, • Aynı zamanda uzun süre suskun kalabilen, • Korkutucu bir düşman, • Somut aleme ve lükse meraklı, • Akıllarına koydukları zor, kolay her şeyi yapabilen,
• Sorumluluk duygusu çok güçlü, • Sinirli ama sevecen bir ana-baba, • Temiz, titiz, • Disiplinli ve düzenli, • Uyumlu ama çekingen, • Aldatılmaya tahammülü olmayan, • Sorunları kolayca çözebilen, • Zayıf olan herşeyi küçümseyen,
• Ruhsal gelişim konusunda desteğe ihtiyaç duyan, • Yemeğe düşkün ama rejimi de seven, • Hekimlik, yönetim ve savunma konularına meyilli, • Hassas Nokta; Mide, bağırsak ve kalp, • Tasarıları ve düşüncelerinin bozulmasına asla izin vermeyen,
• Dürüst ve etkin bir kişiklik! 23 Eylül – 23 Ekim KARGA
"Özveri, nezaket ve kararlılığın mükemmel bir bileşimi!" Uğurlu Taşı: Jasper Rengi: Kahverengi • Yardımsever, • Doğa ile ilişkide olmayı seven, • Ani, beklenmedik manevralar yapabilen,
• İç dengeleri bozulmazsa uzun süre çalışabilen, • Ruhsal alanda çok rahat olan, • Hayattan zevk almayı bilen, • Küçük şeylerden mutlu olan, • Her şeyin iyi ve kötü yanını kolayca görebilen, • Çelişkili,
• Her türlü düşünce ve akımı izleyip öğrenmek isteyen, • Sevdiklerine karşı aşırı korumacı hatta yıkıcı, • Kendilerini bulmak için zamana ihtiyaç duyan, • Hayvanlara düşkün, • Evine özenen, zevkli, dekorasyona meraklı,
• Güzel şeyleri seven, • Estetiğe düşkün, • Kendilerini bulmakta bazen zorluk çeken, • Çok sevimli, • Çok fedakar bir ebeveyn, • Kucaklanmayı ve öpücüğü seven, • Güven vermeyi ve güven kazanmayı seven ve kolayca öğrenen,
• Hayatı dolaysız ve yoğun yaşayan, • Güzel ve yakışıklı insanlardır! 24 Ekim – 21 Kasım YILAN
"Ruhsal güçleri çok yüksek duyarlı insanlar!" Uğurlu taşı: Bakır – Malahit Rengi: Turuncu • Ruhsal seslere karşı duyarlı • Uğraştıkları işte başarılı, • Kendi söylediklerini benimseten,
• İlişki kurdukları şeyleri dönüştürme yeteneği, • Tükenmez bir enerji, • İyileştirici güçlere sahip, • Hassas Nokta: Karın ağrısı, • Çevrelerine yardımcı olma yeteneği, • Bazen dar kafalı, • Karar verme aşamasında yardım almayı sevmeyen,
• Aydın bir kişiliğe sahip, • Çatal dilli, • Soğukkanlı, • Çok gizemli, • Ketum, • Kusursuz , • Etrafa kolayca uyum sağlayan, • Çocuklarına yetki vermeyi seven, • Kendi özlerini değiştirebilme gücü,
• Saklı işler çevirmeyi seven, • Çok çekici, • Dokunma ve titreşimlere olağanüstü duyarlı, • Farklı bir kişilik! 22 Kasım – 21 Aralık
WAPİTİ "Yeniden doğan veya yeniden doğurabilecek bir güç simgesi!" Uğurlu Taşı: Obsidiyen
Rengi: Siyah • Parlak, saydam yapılı bir kişilik, • Sık sık ikilem yaşayan, • Yaşamları boyunca bıçak sırtında yürüyen, • Dış etkilerden gerçek özleri çıkarmayı çok iyi beceren, • Yumuşak ama güçlü bir yapıya sahip,
• Çevrelerine karşı antiseptik bir etkiye sahip olan, • Çok güçlü bir adalet duygusuna sahip, • Güçlü içgüdüleri olan, • Ruhsal düğümleri kolayca çözebilen, • Yükseklere tırmanmayı başarabilen, • Sağlam içgüdüleri olan,
• Yakın ilişki kurmaktan çekinen, • Sıcak kalpli, sevgi dolu olabilen, • Fikirlerinden asla caymayan, kendi bildiğini okuyan, • Bazen aşırı cesur, • Erkenden olgunlaşan, • Çabuk öğrenen, • Öfke nöbetleri geçirebilen,
• Kazandıkları bilgileri herkesle paylaşan, • Gururlu, • Saygı ve sevgi uyandıran, neşeli Wapiti'ler ------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|
BURÇLARINA GÖRE DAMATLAR
KOÇ : Koç burcunda bir damadınız varsa , işiniz zor.Her an bir tos vurup sizi safdışı bırakabilir. Dikaaattt.
KOVA :huzur verici , anlayışlı sevdiği için herşeyi yapan ve sevgisini dolu dolu yaşayan bir damat olur
BOĞA : Boğa burcu damadı, biraz içten pazarlıklı ve iyi tos vuran cinstendir. Çok tos yemeye alışık değilseniz, uzak durun.
OĞLAK: damadı sabırlı ve anlayışlıdır,eşine uyum sağlar ,sorunsuz bir evlilik olur
iKiZLER : hareketli ve sıkıntılı damat tipi. Hangi yemeği sever, neyi sevmez, hangi hareketten hoşlanır değişim gösterecektir.
YENGEÇ : Sakin. iyi huylu bir damat tek inatçılığı var. kapıdan atsanız, bacadan geri gelirler. Evde oturmaya bayılırlar.
ASLAN . Korumacı bir aile babası. Evde otorite rüzgarları estirir. Lüksü sever.Çabuk fikir değiştirmez.kararlıdır.
BAŞAK : Varlıklarıyla yoklukları pek farketmez. fazla titizlenerek evdekileri uyuz ettikleride olur.
TERAZİ
: Çoğunlukla iyi damatlardır. Dengeyi sağlamak için çaba sarfederler.
Bu çabalar çoğu zaman insanlar tarafından benimsenir. AKREP . Kıskanç, anlaşılmaz, bonkör... Daha doğrusu kendi haline bırakın, pek bulaşmayın demek en akıllıcası sanırım.
YAY . Güzel konuşma yetenekleriyle insanı etkilerler. Ama aile hayatında ne yapacakları pek belli olmaz.
BALIK .Duygusal damat. Bir erkek için bu kadar duygusallık fazla.Sanat dallarında kazanma şansları çok yüksek.
BURÇLARINA GÖRE KAYNANALAR
KOÇ:
Sahiden de koç gibidirler. Size tosladıkları zaman hayatınız kararır.
Çevrelerine karşı neşeli ve mutlu görünürler ama gelin ve damatları
yiyip bitirirler. Allah yardımcınız olsun. BOĞA :boğa
burcundaki kaynanıza pelerin sallanamanıza gerek yoktur.Çünkü boğalar
gibi ayaklarını yere vurup dururlar ve bir nevi sizi tehtid ederler.
İKİZLER
: Aslında sakindirler ama yaptıkları şeyler pek belli olmaz. Bir an
şöyle, bir an böyledirler. Pek güvenmeyin Zekaları pek parlaktır. gelin
ve damatlarına zeka üstü sürprizler yapabilirler. YENGEÇ :
Evine ve ailesine düşkün bir kişiliği vardır. bu aileye düşkünlük bazen
fazla abartılı olur: O yüzdende gelinler sinir olur. Çok ısrarcıdır,
yemek yapıp yedirmeyi ve karar vermeyi çok sever.
ASLAN . Korkulacak kaynana. kükredi mi bittiniz. benim dediğim olacak, sıkıysa olmasın modundan hiç çıkmaz. BAŞAK : Titiz ciddi, uyumlu bir ev kadını. Evde akla gelmedik sürprizler üretir. Kendisine yapılan bir şeyi asla unutmaz.
TERAZi . Dengenin temsilcisi terazi kaynanası, vicdanlı ve duyguludur. Genellikle ideal kaynanalar bu burçtan çıkar AKREP
: akrep gibi sokar. Ne yapacağı belli olmaz.Anlamakta zorluk
çekersiniz. hiç umulmadık bir anda şefkatli olabilir:Kendi haline
bırakın
YAY : Çekilmez. çünkü sivri dillidir. Çift karekterlidir. Güzel güzel konuşurken, gerilirler. OĞLAK
.Hayatın gerçeklerini ön planda tutarlar. Zeki ve şüpheci olur. Dikkat,
bir şeye karar verdiler mi asla geri dönmezler. Oğlaklar en tepedeki
otlara ulaşmak için herşeyi göze alırlar yani
KOVA . zeki ve ben bilirim diyen bir kaynanız varsa o kovadır işte. fena sayılmaz, huyunca gidin. Size taktıydsa yandınız BALIK
: Üzülen, melankolik paraya önem vermeyen insanlar. Kırılmak ve ağlamak
için yer ararlar. Bu da belli bir süre sonra bayar.
|
|
KOÇ Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal , mütevazi, ince, anlayis yumagi dygularini! Sen seçildinde mi gönderildin bu dünyaya. Bir insan bu
kadar mi düzgün, bu kadar mi programli, bu kadar mi anlayisli olabilir.. Bu koçlar var ya, IQ seviyesi yüksek insanlarin burcudur. Dost insan, güzel insan. Insan gibi insan. Allah seni basimizdan, yanimizdan eksik
etmesin. Iyi ki varsin! Allah herkese koç gibi dostlar nasip etsin insallah. Bitanem benim, canim canim...
BOGA Ayy benim güzeller güzelim. Bu bogalar var ya dünya tatlisi, yer
gök harikasi, seker mi seker insanlardir. Bal bunlar bal. Bunun sohbetine doyum olmaz.! Iyi sevgili, iyi arkadas, iyi,iyi,iyi, ...... say say bitmez bunlar. Hatta bak yazmayayim dedim, ama dayanamayacagim ve sizinle de
paylasacagim bu gerçegi. Biliyor musunuz ki sizler; 'bir boğa bir dünyaya bedeldir'... Onlar sanli burç aleminin, yere göge sigmaz, harikulade burç gurubudur.
IKIZLER
Halt etmis sana iki yüzlü diyenler. Onlar seni çekemiyorlar. Rahatligin,her ortama uyum saglayisin, pratik zekan... Taaa biii ki kiskanirlar seni sekerim. Kim senin gibi kadar özgüven sahibi olmayi istemez ki. Sen
hiçbir zaman unutma ikizler, seni hayatin boyunca çekemeyenler olacaktir. Sen hiç takma o güzel kafani onlara. Sen burçlarin en sevimlisisin. Adın ikizler ama, sen bitanesin.
YENGEÇ
Allah seni yaratti, melekleri niye yaratti. Ya kardesim nedir bu zerafet, karizma... Sen miknatis misin nesin? Bir insan her girdigi ortamda bu kadar ilgi çekmeyi nasil basarir. Hem de hiçbir çaba bile sarf etmeden.
Yoksa sen ! mükemmelligin es anlami misin? Kim istemez annesi yengeç burcu olsun,esi bir yengeç burcu olsun. Sen var ya olmazsa olmazsin. Burçlarin bas tacısın.
ASLAN
Heyt bee.. gözümüzün senligi, gönlümüzün nuru. Afet-i devran,
mükemmel-i cihan. Aslan mi bu aslan . Senin kadar aynalarla barisik olan var mi su dünyada. Sen ki güzelligin simgesi, yer yüzünün günesi. Senin bütün fallarinda nazar çikacaktir. Mümkündür. Baska mümkünati da
yoktur. Allah seni kem gözlerden korusun insallah, emi?
BASAK Merhametlim benim. Karincayi bile incitemeyen, hassas , sevgi dolu, güzel basagim benim. Efendiligin simgesi, kibar insan. Seni varya anlatacak
kelime bulamiyorum. Nesin sen? Yoksa kanatsiz bir melek mi? Herkesin iyiligini düsünen, verici , vefakar basak. Senin adin basak degil, barisin,temizligin simgesi beyaz güvercin olmaliydi. Neyse canim üzülme.
Biz biliyoruz ya yeter. Üzülme tamam mi? Beyaz güvercinim benim.
TERAZI Hay sana dengesiz diyen o dengesizler. Ben onlara ne diyeyim bilmiyorum k i! Yahu sen olmasan varya, su insanoglu soyunda bir eksiklik bir yitim
olurdu. Sen dengesin insanlik için. Alem buysa kral sensin. Sen susarsan bir neden, konusursan ayri bir neden vardir. Marifetli, kabiliyetli, en artili burç sensin. Senin üstüne burç taniyan, megalomandir. Söylesene senin
üstüne burç mu vardir? Ben ki sahsi fikrim, senden iyisini bilmem, tanimam, görmem.
AKREP Herkes bir akrep olarak dogmayi isterdi inan bana. Güzel gözlerin, gururun, albeninin temel tasi akrep. Senin kadar hayatina hakim, senin kadar
yaptigi isin arkasinda durabilen kaç kisi kaldi artik. Allah senin soyunu eksik etmesin. Sen ki, bir bakisiyla buzlari eritebilen, insana senin için Ferhat olup daglari delmeyi istettirebilen insan. Kim demisse sana fesat
diye, onlarin hepsi....... ........ Neyse, yine açtıracaklar agzımı. Senin güzel gözlerin bile yeter o kiskançlara. Sen görmezden, duymazdan gel o fesatlari.
YAY Kainatin bir burcu olsa , kesin yay olurdu. Sanatkar, vefakar, dogru
dürüst insan dedikleri sen olsan gerek. İçinde bir tek yay olmayan bir arkadas grubunu, ugruma ölecek olsalar bile tanimam ben. Senin heyecan budalasi oldugunu sanan bir grup kendini bilmez, senin o insana hayat veren
enerjini çekemeyenlerdir. Burçlar aleminin kozmik mucizesisin sen. Senin havan bile yeter güzelim. Çatlasin çekemeyenlerin.
OGLAK Sana inatçi diyorlar diye üzülme. Onlar senin istikrarina giptayla
bakip, senin yarin bile edemeyen kisiler. Dürüstlük senin burç genlerinde var. Bütün alimler, bilginler genelde oglaktir. Oglak burcu olmak bile, tek basina bir sereftir. Hatta oglak burcu olarak dogamamis kadersizler
için, oglak burcunu birinci dereceden akrabasi olmak bile ayri bir sereftir. Sen kivrak zekanla, zaten her zaman bir sifir öndesin.
KOVA Hep çevresindekileri düsünen, insancil duygulari fazla gelismis,
sevgi dolu kovalar. Allah sizin iyiliginizi versin emi? Ayol bu ne vericilik bu ne genis bir yürek öyle. San! a sabit fikirli diyenler, senin her fikrinin bir cevher oldugundan habersiz mi? Esitlik senin için ne kadar önemli. Ah
keske herkes senin çeyregin kadar bile olabilse. Sen çok yasa emi?
BALIK Insanlar öyle duygu yoksunu olmuslar ki, senin bu yaradilisin özü duygusalligini alaya alacak kadar saçmalayabiliyorlar bazen. Sen
paranoyak degilsin canim, ince fikirlisin. Ama nerdeee, bu ayrimi yapacak kafa bzilarinda. Ben senin o yanagina düsen göz yasini seviyorum, o hüzün dolu bakisini seviyorum, o sevgi dolu , gizemli yüregini seviyorum.
Sana ıkıcı diyenler bogum bogum sikila insallah. Sen ferah tut kendini. Rahat ol,bosver, takma o çan çan çeneleri kafana
|
|
DOĞDUĞUN GÜN |
RENGİN | DOĞDUĞUN GÜN |
RENGİN | |
23 ARALIK - 1 OCAK |
KIRMIZI | 25 HAZİRAN - 4 TEMMUZ |
KIRMIZI | 2 OCAK - 11 OCAK |
TURUNCU | 5 TEMMUZ - 14 TEMMUZ |
TURUNCU | 12 OCAK - 24 OCAK |
SARI | 15 TEMMUZ - 25 TEMMUZ |
SARI | 25 OCAK - 3 ŞUBAT |
PEMBE | 26 TEMMUZ - 4 AĞUSTOS |
PEMBE | 4 ŞUBAT - 8 ŞUBAT |
MAVİ | 5 AĞUSTOS - 13 AĞUSTOS |
MAVİ | 9 ŞUBAT - 18 ŞUBAT |
YEŞİL | 14 AĞUSTOS - 23 AĞUSTOS |
YEŞİL | 19 ŞUBAT - 28 ŞUBAT |
KAHVE | 24 AĞUSTOS - 2 EYLÜL |
KAHVE | 1 MART - 10 MART |
TURKUAZ | 3 EYLÜL - 12 EYLÜL |
TURKUAZ | 11 MART - 20 MART |
BEJ | 13 EYLÜL -22 EYLÜL |
BEJ | 21 MART |
SİYAH | 23 EYLÜL |
ZEYTİN YEŞİLİ | 22 MART - 31 MART |
MOR | 24 EYLÜL - 3 EKİM |
MOR | 1 NİSAN - 10 NİSAN |
LACİVERT | 4 EKİM - 13 EKİM |
LACİVERT | 11 NİSAN - 20 NİSAN |
GÜMÜŞ | 14 EKİM - 23 EKİM |
GÜMÜŞ | 21 NİSAN - 30 NİSAN |
BEYAZ | 24 EKİM - 11 KASIM |
BEYAZ | 1 MAYIS - 14 MAYIS |
MAVİ | 12 KASIM - 21 KASIM |
ALTIN | 15 MAYIS - 24 MAYIS |
ALTIN | 22 KASIM - 1 ARALIK |
KREM | 25 MAYIS - 3 HAZİRAN |
KREM | 2 ARALIK - 11 ARALIK |
GRİ | 4 HAZİRAN - 13 HAZİRAN |
GRİ | 12 ARALIK - 21 ARALIK |
KESTANE | 14 HAZİRAN - 23 HAZİRAN |
KESTANE | 22 ARALIK |
NEFTİ | 24 HAZİRAN |
GRİ | | |
|
KIRMIZI Şirin
ve sevgi doludur. Her zaman aşık olmasını sever. Genellikle neşeli ve
hareketlidir ama arada mutsuz olduğu anlarda yok değildir. İnsanlarla
iyi ilişkiler kurar, çekingenlik yapmaz. |
MOR Gizemli,
çekici, anlayışlı, insanları etkilemeyi seven, asla bencil olmayan bir
yapısı vardır. Arkadaşları arasında oldukça popülerdir. Gününün nasıl
geçeceği belli olmaz, çünkü psikolojik durumu çok çabuk değişir. | |
KREM Yarışma
ruhuna sahip ve sportiftir. Kaybetmeyi asla sevmez ve çoğunlukla
neşelidir. Güvenilir ve dışa dönüktür. Aşkı dikkatlice seçer, ancak
çabuk aşık olmaz. Doğrusunu bulmak için uzun süre beklemeyi tercih
eder. |
BEJ Sakindir,
ama hemen strese girebilir. İlişkilerinde kıskançtır, küçük şeylerden
mızmızlanır. Sezgileri güçlüdür ve çalışkandır, bencilliği hiç sevmez.
Ayrıca merhametlidir. Arkadaşları için her türlü fedakarlığı yapar. | |
NEFTİ Zevklidir,
görünüşüne çok önem verir; materyalist de denebilir. Hayatı ve kariyeri
için çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez.
Liderlik, ruhunda vardır. Arkadaş edinmekte üstüne yoktur. |
GÜMÜŞ Hayal
gücü yüksektir. Bu yüzden orijinal fikirleriyle ünlüdür. Utangaç,
hırslı, gururlu, kendine güvenen ve yeni deneyimlere açık bir özelliği
vardır. Kolay öğrenir. Çapkınlıkları yüzünden aşk hayatı biraz
karışıktır. | |
GRİ Çekici,
hayat dolu, dost canlısıdır. Hayal gücü fazlasıyla yüksektir.
Duygularını asla gizlemez, bazen bencil olur. Başkalarının gününü
aydınlatır, doğru sözü doğru yerde söyler. |
BEYAZ Tutkulu
ve hırslıdır. Bu yüzden çabuk kıskanır ve her şeye kolay tepki veremez.
Asil bir ruhu vardır, takdir etmeyi de bilir. Bazen kendini diğer
insanlardan farklı ve üstün görür. | |
YEŞİL Her
ortama ayak uydurur, kolaylıkla yeni insanlarla tanışır. Zarif, lüksü
seven, kendine güvenen, sağlığına düşkün, kararlı, sabırsız ve
başkalarını yönlendiren bir tiptir. Hayatının tek ve gerçek aşkını
bekler. |
SİYAH Sağlam
yaratılışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu pek
yoktur. Bir karar almadan evveli uzunca bir süre düşünür, ayaklarını
yere sağlam basar. Aşkı da farklı yaşamayı sever. | |
ALTIN Neyin
doğru neyin yanlış olduğunu bilir. Neşeli, adil ve dışadönüktür.
İnsanları etkilemeye çalışmaz. Çok kolay huzursuzluğa kapılır.
İlişkilerinde hassastır, bu yüzden aradığını bulmakta güçlük çeker. |
ZEYTİN YEŞİLİ Sakin
ve yumuşak mizaçlıdır. Şiddeti sevmez, kavgadan her zaman uzak duru.
Yerine göre davranmasını ve konuşmasını iyi bilir. Hassas, nazik ve
neşelidir. Kıskançlıktan hoşlanmaz. Adalet duygusu gelişmiştir. | |
PEMBE Her
zaman yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır. Diğer insanları
korumayı ve onlara yardım etmeyi sever. Ancak zaman zaman olumsuz
düşüncelere sahiptir. Masallardaki gibi bir aşk ister. |
KAHVE Hareketli
ve sportiftir. Başkalarını kendine yaklaştırmaz, kimseyle kolay kolay
yakınlık kurmaz, kuramaz. Ancak buna rağmen çabuk aşık olur. Ateşi de
çabuk söner. İdeal olanı bulana kadar da arayışlarını sürdürür. | |
SARI Abartısız,
müşfik, cömert ve tatlı bir tiptir. İnsanlara güvenir, ilişkilerde
önder olma ruhuna sahiptir. Asla altta olmayı sevmez. Başkaları için
karar vermeye bayılır. Romantik bir aşk arar. |
MAVİ Kendine
fazla güvenmeyen, gerektiği zaman cesur olabilen bir yapıya sahiptir.
Artistik bir doğası vardır ve aşık olmayı sever. Kalbinin sesini
dinlemek yerine mantığını kullanmayı tercih eder. | |
KESTANE Zeki,
güçlü bağımsız ve ne yapacağını bilen biridir. Sosyal olmayı sever,
ancak başkalarını düşünmeden kendi bildiğinide yapmaktan kaçınmaz.
Espriden anlar. Akıllı ve pratik olmasına rağmen tembelliği de sever. |
LACİVERT Dikkat
çekici, zevkli, yaşamayı seven ve hayata bağlı bir tiptir. Genellikle
yaptığı işe konsantre olmakta güçlük çeker. Aşkta duygusal, hassas ve
tutkulu olabilir. Birisine kızdığı zaman çok zor affeder. | |
TURUNCU Sorumluluğu
ve uyumlu ilişkiler kurmayı sever. Bir şeye ulaşmak için çok çalışır,
rekabetçidir. Arkadaşlık konusunda kimseye güvenmez, ancak doğru insanı
bulunca ona sonsuza kadar güvenebilir. |
TURKUAZ Duyguları
aniden ve kolay değişebilir. Genellikle yalnızdır. Seyahat etmeyi
sever. Sadık ve iyi bir dinleyicidir, fakat anlatılanlara kolay inanır.
Aşkı bulmak ona göre zordur, aşk yüzünden çok kolay incinebilir. |
|
|
Koç Burcu 2009 Yılı Yorumu Jüpiter Genel Etkileri: Sevgili
Koçlar, 5 Ocak 2009-18 Ocak 2010 tarihleri arasında, Kova burcunda
ilerleyecek Jüpiter gezegeni, siz Koçlar için öncelikle sosyal hayatın
canlanması, yeni dostlukların kurulması, organize işler ve insanlara
yardım amaçlı yapılan faaliyetlerin içinde yer alınması adına gayet
olumludur. Sizler bu etki altında hem kendinizi hem de çevrenizi daha
iyi algılayabilir ve başarının özgürlükle eş anlamlı olduğunu biraz
daha anlayabilirsiniz. Bu enerjiyi olumlu anlamda kullanmak için ne
olursa olsun inancınız güçlü tutmanız ve bencillikten uzak durarak,
başka insanlar yararına hareket edecek sistemi kurmaya razı olmanız
lazımdır. Siz, kendiniz dışındaki insanlar için özverili davrandığınız
sürece, Jüpiter sizi çok daha fazla koruyabilir ve yükseklere
eriştirebilir. Bu yıl her burcun mütevazi olmayı muhakkak başarması
gerekiyor. Artık ben veya sen demek yerine, biz olmak için diğer
insanlarla birlikte olmalı, gücünüzü başkalarıyla paylaşıma açık
olmalısınız. Bu yıl jüpiterin bu güçlü desteği sayesinde, sosyal
gruplarla temas, dostluk ilişkileri, bir bütünün en önemli parçası
olmak, ekip halinde çalışmak, ortak projelere imza atmak, grup
faaliyetlerinde öncü rol oynamak, kulüp organizasyonlara katılmak ve
sizinle aynı amacı paylaşan kişilerle bir araya gelmek 2009 yılında en
yoğun şekilde odaklanacağınız konular arasında yer alabilir. Jüpiter
gezegeni 15 Haziran 2009-13 Ekim 2009 arasında geri hareket
yapacağından bu tarihler arasında hedeflerinizle alakalı konularda
yavaşlama ve durgunluklar oluşabilir. İç dünyanızda bazı konuları
gözden geçirebilirsiniz. Bu durgunluk dönemi, eksiklerin tamamlanması
ve gözlemde bulunulması açısından yararlıdır. Satürn Genel Etkileri: 2
Eylül 2007 tarihinden bu yana Başak burcunda ilerleyen Satürn gezegeni,
29 Ekim 2009 günü itibariyle Terazi burcunda ilerlemeye başlayacaktır.
Bu enerjinin etkisi altında sizler ciddi ilişki ve evlilik konusu daha
fazla önemsemeye ve düşünmeye başlayabilirsiniz. Kasım ve Aralık ayları
boyunca bu pozisyonda kalacak Satürn gezegeni, Nisan 2010 tarihinde
geri hareket yaparak tekrar Başak burcuna geri dönecektir. Tam olarak
Terazi burcuna girişi ise Temmuz 2010 yılını bulacaktır. Ben Kasım ve
Aralık 2009 tarihlerinin, yakın ilişki ve iş ortaklığıyla alakalı
konularda, bir ön deneme süreci olabileceğini düşünüyorum. Yani ilişki
başlasa bile, tam olarak oturması ve temelinin sağlamlaştırılması ancak
Nisan 2010 yılından sonrayı bulabilir kanaatindeyim. Satürn gezegeninin
Başak burcundaki etkinliği ise, iş hayatında kendinizi göstermek,
gelişim fırsatlarını değerlendirmek adına her türlü zorluklarla baş
etmeye hazır bir ruh hali içinde, geçmişte yaşadıklarınızın sizde
bıraktığı izleri ve bundan sonra yaşanacak her türlü sorunu çözebilmek
adına, planlı hareket etmeniz ve sorumluluklarınızın farkında olmanız
anlamına gelir. Yani geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, çalışma hayatınız
önem arzetmekte. Yalnız bu yıl, Jüpiterin Kova burcundaki ilerleyişi,
sosyal aktivitelerin yoğunlaşması nedeniyle, Satürn enerjisinin iş
hayatınızla alakalı konulardaki baskısını daha az hissetmenizi
sağlayabilir. Bu yıl liderlik gücünüzü ortaya koyarak yeni kişiler ve
yeni iş olanakları elde edebilir, hatta bugüne dek yaptığınız işin
dışına çıkarak yeni bir olgunun içinde yer almaya başlayabilirsiniz.
Tabi yine sorumluluklarınızı ihmal etmemeniz ve iş yaşamınızda
düzenliliği muhafaza etmeniz gerekiyor. 31 Aralık 2008 günü başlayacak
ve 16 Mayıs 2009 tarihine kadar sürecek Satürn gezegeninin geri
hareketi yukarıdaki konularda dikkatli olmanızı, eksiklerinizi
tamamlamanızı, kendinizi gözden geçirerek düzenlemenizi sağlayıcı bir
dönemi başlatacaktır. Bu süreçte acil kararlar almak yerine, beklemede
kalarak herşeyi yeniden ele almak en faydalı yoldur. Sabırlı ve
sorumluluklarınızın bilincinde olarak düzenlemelerde bulunursanız, bu
sürecin sonunda ödülünüzü yaşamdan alabilirsiniz. Uranüs Genel Etkileri: Uranüs
gezegeni 2003 yılından bu yana Balık burcundaki seyrini devam
ettiriyor. 2011 yılı Mart ayına kadar bu seyrini devam ettirecektir. Bu
enerjinin siz Koçlar için anlamı, özgürlüğünüzü ilan edebilmek adına
kendinizi ve tüm yaşamınızı gözden geçirmeye devam etmektir. Ruhunuzu
ıslah etmek, arındırmak ve kendinizle yüzleşerek, kimliğinize sahip
çıkacak değişimlerde bulunmak açısından, bu sürecin son derece önemli
olduğunu söyleyebiliriz. Bu değişimler 2011 yılında Uranüs burcunuzda
ilerlemeye başladığında, hayatınızın tüm alanlarında yenileşmeye ve
dünyaya damganızı vurmaya başlayabilirsiniz. İşte o zaman bir Koç burcu
olarak geriye dönüp baktığınızda, kendinizdeki gelişimlerin 8 yıl
boyunca nasıl da yavaş yavaş ama bir o kadar çarpıcı olduğunu
hissedebilirsiniz. Neptün Genel Etkileri: Neptün
gezegeni bu yıl Jüpiterle birlikte sosyal ilişkiler evinizde seyrini
sürdüreceğinden, vizyonunuzun yükselmesini sağlayıcı bir etki
yaratabilir. Fakat Neptün gezegeninin aldatıcı bir etkisi de vardır. Bu
durumu göz ardı edemeyiz. O nedenle etrafınızdaki insanlara verdikleri
sözlere dikkat etmelisiniz. Eğer ayağınızı sağlam yere basar, hayalci
davranmaz, gerçeklerle hareket ederseniz, Neptün sosyal hayatın
içindeki konumunuzu güçlendirmeniz adına size ilham olabilir. Bu etki,
yıl boyunca belli aylarda sizi destekleyicidir. Neptünün bu seyri Şubat
2012 ye kadar devam edecek. Pluto Genel Etkileri: Ve
sıra geldi Pluto gezegenine. Bu konuyla alakalı geniş bilgiyi
geçtiğimiz Aralık 2008 yorumunuzda sunmuştum. Aralık ayında, mesleki
yaşamanızla alakalı konularda etkili olacak enerjilerinize açıklamaya,
en başta 27 Kasım günü başlayan Pluto gezegeninin Oğlak burcu
etkinliğinden söz ederek giriş yapmak istiyorum. Astrolojik anlamı
itibariyle dönüşüm ve yenilenme gezegeni olan Pluto, 2024 yılına kadar
bu konumunu sürdüreceği için siz Koçlar açısından mesleki alanda
oldukça uzun süreli bir dönüşümün işaretidir. Pluto kişisel
derinliklerinizi değişime uğratan yaşanacak deneyimler, krizler
sayesinde size güç katacak muazzam bir enerjidir. Pluto transitleri
yaşamınızdaki eski ve artık işe yaramaz olan herşeyin geride
bırakılması gerektiğinin işaretidir. Size, kendinizi yenilemeniz ve
yeni bir düzende yaşamınızı sürdürmeniz için bask
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : astroloji,hobi
|
21/11/2009 - HANGİ AĞAÇTAN DÜŞTÜNÜZ
HANGİ AĞAÇTAN DÜŞTÜNÜZ !
> CELTIC Astrolojisi ağaçlara dayanıyormuş. Ona göre doğduğunuz gün, > hangi ağaçtan geldiğinizi ortaya çıkartıyor. agac acıklamaları asagıda...
> DOĞUM ARALIĞI AĞAÇ CİNSİ
23 – 31 ARALIK ELMA AĞACI > 01 – 11 OCAK KÖKNAR > 12 – 24 OCAK KARAAĞAÇ
> 25 OCAK – 03 ŞUBAT SELVİ > 04 – 08 ŞUBAT KAVAK > 09 – 18ŞUBAT SEDİR > 19 – 28 ŞUBAT ÇAM
> 01 – 10 MART SALKIMSÖĞÜT > 11 – 20 MART IHLAMUR > 21 MART MEŞE > 22 – 31MART FINDIK
> 01 – 10NİSAN ÜVEZ > 11 – 20 NİSAN AKÇAAĞAÇ > 21 – 30 NİSAN CEVİZ > 01 – 14 MAYIS KAVAK
> 15 – 24MAYIS KESTANE > 25 MAYIS – 03 HAZİRAN DİŞBUDAK > 04 – 13HAZİRAN GÜRGEN > 14 – 23 HAZİRAN İNCİR
> 24 HAZİRAN HUS > 25 HAZİRAN – 04 TEMMUZ ELMAAĞACI > 05 – 14 TEMMUZ ÇAM > 15 – 25 TEMMUZ KARAAĞAÇ
> 26 TEMMUZ – 04 AĞUSTOS SELVİ > 04 – 13 AĞUSTOS KAVAK > 14 – 23 AĞUSTOS SEDİR > 24 AĞUSTOS – 02 EYLÜL ÇAM
> 03 – 12 EYLÜL SALKIMSÖĞÜT > 13 – 22 EYLÜL IHLAMUR > 23 EYLÜL ZEYTİN
> 24 EYLÜL – 03 EKİM FINDIK
> 04 – 13 EKİM ÜVEZ > 14 – 23 EKİM AKÇAAĞAÇ > 24 EKİM – 11 KASIM CEVİZ > 12 KASIM – 21 KASIM KESTANE
> 22KASIM – 01 ARALIK DİŞBUDAK > 02 – 11 ARALIK GÜRGEN > 12 – 21 ARALIK İNCİR > 22 ARALIK KAYIN
VE AÇIKLAMALARI
> ELMA : ( AŞK ) Cazibeli, Fiziksel olarak dikkat çekici ve > etkileyici… Hoş bir auraya sahip. Flörtöz ve maceraperest ama hassas
> ve her zaman aşık bir tip. Sevmeye ve Sevilmeye meraklı. Sadık ve > hassas bir eş. Cömert. Bilimsel konulara yeteneği var. Bugün için > yaşar. Hayal gücü yüksek.
> DİŞBUDAK : ( HIRS ) Farklı bir çekiciliğe sahip, hayat dolu,
> talepkar, düşüncesizce hareket eden ve eleştirilere kulak asmayan > biri. Hırslı, akıllı, > yetenekli, kaderine hükmetmeyi seven, egoist olmaya elverişlidir. Ama > ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hükmedebilir. İlişkileri
> çok ciddiye alır ve sadıktır.
> KAYIN : ( YARATICILIK ) İyi bir zevki vardır. Görünüşe ve kendi > görüntüsüne önem verir. Materyalist sayılır. Hayatı ve kariyeri için
> çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Makul > bir tiptir. Diyet ve sporla fiziğine dikkat eder.
> HUS : ( ESİNLENME ) Hayat dolu, etkileyici, elegan, arkadaş canlısı,
> gösterişten uzak, mütevazi, aşırılıktan hoşlanmayan, kaba şeylerden > nefret eden biridir. Doğal ve sakin bir yaşamı tercih eder. Fazla > tutkulu değildir. Hayal gücü yüksek ve az hırslıdır. Sakin ve Uygun
> ortamlar yaratır.
> SEDİR : ( GÜVEN ) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven, > sağlığına dikkat eden , kendine güvenen, başkalarına da biraz > yukarıdan bakan biridir. Kararlı, Sabırsız ve Başkalarını etkilemeyi
> sever. İyimserdir > ve beceriklidir. Tek ve Gerçek Aşkını bekler. Çabuk karar verir.
> KESTANE : ( DÜRÜSTLÜK ) Alışılmadık bir güzelliği vardır ve insanları
> etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neşelidir. Doğuştan > Diplomattır. Çok kolay huzursuzluğa kapılır ama her türlü ilişkisin > de hassasdır. Bazen olağandışı davranır. Sevgili bulmakta güçlük
> çeker.
> SELVİ : ( SADAKAT ) Güçlü, fiziksel olarak güzel, her ortama > uyabilen, hayatla fazla uğraşmayan, hoşnut, iyimserdir. Yalnızlıktan nefret eder. Kolay kolay tatmin edilemeyecek
> kadar tutkuludur. Ama > sadıktır. Modu çabuk değişir. Kurallara boyun eğmez. Biraz da ukala > ve ilgisizdir.
> KARAAĞAÇ : ( ASİL ) Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat
> eden , taleplerin de aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen, > liderlik etmeyi seven ama kendisi altta olmayı sevmeyen biridir. > Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever.
> Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır.
> İNCİR : ( HASSASİYET ) Çok güçlü, bağımsız, tartışmalara ve
> zıtlıklara fazla izin vermeyen, aile hayatına düşkün, iyi bir baba ve > hayvanseverdir. > Sosyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylaklığı ve tembelliği > de sever. Bencilliği vardır. Akıllı ve pratiktir.
> KÖKNAR : ( GİZEM ) Sıradışı bir zevki vardır. Sofistike ve > kadirşinastır. Güzel olan her şeyi sever. Dikbaşlı, çabuk Modu > değiştiren, bencil olmasına rağmen kendisine yakın olanlarla
> ilgilenen biridir. Çok mütevazi olduğu söylenemez. Hırslıdır ve > memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Çok arkadaşı vardır ve ona çok > güvenebilirsiniz.
> FINDIK : ( OLAĞANÜSTÜ ) Çekici, anlayışlı, insanları nasıl
> etkileyeceğini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve > girişken hatta dövüşken > biridir. Popülerdir. Psikolojik durumu çabuk değişir. Kaprisli bir > aşıktır. Ama dürüst ve eşine toleranslı davranır. Kusursuz bir yargı
> yeteneği vardır.
> GÜRGEN : ( ZEVK SAHİBİ ) Cool bir güzel. Dış görüntüsüne ve bakımlı > olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Başkalarını kendinden fazla > düşünür. Hayatı mümkün olduğunca kolay bir hale getirmeye çalışır.
> Disiplinli bir hayat için kılavuzluk eder. İlişkilerinde kibardır. > Farklı sevgililer bulmak > ister. Duygularıyla ilgili olarak mutluluğu yakalaması kolay olmaz. > Çoğunlukla da başkalarına güvenmez ve kararlarından asla emin olmaz.
> IHLAMUR : ( ŞÜPHE ) Hayatın ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve > tartışmadan nefret eder. Çalışkandır. Tembelliği ve bencilliği hiç > sevmez. Streslidir. Yumuşak huylu ve merhametlidir. Arkadaşları için
> çekinmeden fedakarlık yapar. Becerikli olmasına rağmen bunları > değerlendirmesini bilmez. Mızmızdır, zordur ama vefalıdır.
> AKÇAAĞAÇ : ( ÖZGÜR ZEKA ) Hayal gücü ve orjinallikle dolu hiç de
> sıradan olmayan biridir. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen, > yeni deneyimlere aç biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapısı > vardır. Hafızası kuvvetlidir. Çok kolay öğrenir. Aşk hayatı biraz
> karmaşıktır. Başkalarını etkilemeyi sever.
> MEŞE : ( CESARET ) Sağlam yaradışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve > girişkendir. Acıma duygusu çok yoktur. İşini şans'a bırakmayı sevmez.
> Ayaklarını yere sağlam basmak ister. Hareketlidir.
> ZEYTİN : ( ERDEM ) Makul biridir. Güneşi ve sıcak havaları sever. > Kibar duyguları vardır. Agresyon ve şiddetten kaçınır. Sakin ve
> toleranslıdır. Adalet duygusu gelişmiştir. Hassas kıskançlıktan uzak > bir yapısı vardır. Okumayı ve sofistike insanlarla muhatap olmayı > sever.
> ÇAM : ( TİTİZ ) Uyumlu ilişkileri sever. Dinç ve güçlüdür. Nasıl
> rahat edebileceğini bilir. Doğal ve hareketli biridir. İyi bir > partnerdir. Çok arkadaş > delisi değildir. Çabuk aşık olur ama ateşi çabuk söner. Herşeyden > kolay vazgeçebilir. İdeali bulana kadar her şey geçicidir. Güvenilir
> ve pratiktir.
> KAVAK : ( TATMİNSİZ ) Fazla kendine güvenmeyen, sadece gerektiği > zaman cesaretli olan biridir. Arkasının güçlü olmasını ve sıkı
> insanlarla muhatap olmasını sever. Çok seçicidir. Genellikle > yalnızdır. Artistik bir doğası vardır. Kin tutar. İyi bir > organizatördür. Felsefik takılmayı sever. Ama her durumda ona > güvenilebilen biridir. İlişkilerini de çok önemser.
> ÜVEZ : ( HASSASİYET ) Dikkat çekici, neşe verici, bencillikten uzak, > dikkat çekmeyi seven biridir. Hayata bağlıdır. Yerine ve duruma göre > hem bağımlı hem de bağımsız olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas,
> tutkulu ve artistik özellikleri vardır. İyi bir eş olur ama çok zor > affeder.
> CEVİZ : ( TUTKU ) Garip ve zıtlıklarla dolu biridir. Egoist ve > agresiftir. Beklenmedik tepkiler gösterir. Asil bir ruhu vardır.
> Spontandır. Çok hırslıdır ve hiç esnekliği yoktur. Zor ve alışılmışın > dışında bir eş'tir. Çok zor beğenir. Çok kıskanç ve tutkuludur. > Sadece takdir eder. Uyum göstermek için fazla > fedakarlık etmekten de hoşlanmaz. İlginç stratejiler üretmeyi sever.
> SALKIMSÖĞÜT : ( MELANKOLİ ) Güzel ve çok melankoliktir. > Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyahat etmeyi > sever. Hayalperesttir. Kaprisli ama dürüsttür. Başkalarının
> duygularına önem > verir. Çabuk etki altında kalır ama beraber yaşanması zor biridir. > Talepkârdır. Sezgileri de kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir > atabileceği birini bulabilir.
NETTEN ALINTIDIR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ,FAYDALI BİLGİLER
|
21/11/2009 - GİZEMLİ NESNELER
GİZEMLİ NESNELER
Insanoglu
her ne kadar uzaya ciksa da bundan binlerce yil oncesine ait bazi
nesnelerin uzerindeki esrar perdesi hвlв aralanamiyor. Ingiliz bilim ve
teknoloji dergisi Focus da son sayisinda bugunun teknolojisiyle bile
uretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazilarini tanitti...
Gelecegi goren harita

Cografya
ve harita uzmani unlu Turk denizci Piri Reis'in 1513'te cizdigi Afrika,
Amerika ve Guney Kutbu'nu gosteren harita, ortaya cikarildigi 1929
yilinda ortaligi karistirdi. Cunku Guney Kutbu'nun kesfi, haritanin
cizilmesinden cok sonra, yani 1818'de gerceklesmisti. Dahasi, Piri
Reis'in haritasi, kitanin buz altinda kalmis sahil kesimlerini de
gosteriyordu. Ancak kita uzerindeki buzlar, haritanin cizilmesinden tam
6 bin yil once erimisti.

2000 yillik pil

Alman
arkeolog Wilhelm Konig tarafindan 1938'de Irak'in baskenti Bagdat'in
yakinlarinda bulunan 2 bin yillik pil, bilim adamlarini saskina
dusurdu. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin icine monte
edilmis bir bakir silindir, onun etrafindaki demir cubuk ve testinin
agzini kapatan asfalttan olusan bu nesneyi "dunyanin en eski pili"
olarak tanimladi. Pilin 2 volt enerji urettigi saptanirken, 1800'lu
yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adli Italyan kontunun da
sohretine golge dustu.

Antik cagi

1900
yilinda Girit aciklarindaki bir batikta arastirma yapan bilim adamlari
ilginc bir cisme rastladi. Tahta bir muhafazanin icine yerlestirilmis
bir dizi bronz disliden olusan bu garip nesnenin kasasi, yuzeye
cikarildigi anda dagildi ve cihazin icindeki karmasik yapi ortaya
cikti. Yapilan calismalarin ardindan, bu aygitin Ay, Gunes ve diger
gezegenlerin konumlarini hesaplamak ve istendigi anda bunlarin
pozisyonlarina yonelik tahminlerde bulunmak icin gelistirildigi
anlasildi.

Kristal Kuru Kafa

Maya
donemine ait 1000 yillik bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal
uzerine oyma olarak yapilmis. Nasil yapildigi hala anlasilamayan kuru
kafanin altindan tutulan isik, dogrudan goz cukurundan yansiyor. Bu
teknolojinin bugun bile mumkun olmadigi soyleniyor.

Generalin kemer tokasi

M.S.
300'lu yillarda olen Cinli general Cou Cou'nun mezarinda 1956 yilinda
bulunan kemerin tokasi, yuzde 85 oraninda aluminyumdan yapilmis. Ama
dogada sadece bilesik olarak bulunan alimunyumun diger maddelerden
ayristirilarak tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19.
yuzyilda mumkun olmustu.

1000 yilda yapilan kent

Pasifik
Okyanusu'ndaki Mikronezya adasi yakinlarina kurulu antik Nan Madol
kentinin insasi, M.O 200'de basladi ve 1000 yil surdu. 250 milyon
tonluk dev bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi
kanallarla birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bolgeye nasil
getirildigi ise hвlв sir.

Concorde'un atasi

M.O
200'de yapildigi sanilan bu nesne, 1898 yilinda Misir'da bir lahitte
bulundu. Ancak gercek ucaklar icat edilene kadar ne oldugu konusunda
kimse bir fikir beyan edememisti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun
bir model ucak oldugunu, mukemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve
kanatlarinin Concorde'u andirdigini iddia etti.

Kayaya gomulu cekic

Tahta
sap ve demir tokmaktan olusan bu cekic, 1936'da Teksas'ta 400-500
milyon yillik bir kayanin icine gomulu olarak bulundu. Modern bir
aletin tarih oncesi bir kaya kutlesinin icine nasil girdigi bir yana,
cekicte kullanilan demirin gunumuz demirlerinden bile saf olmasi bilim
adamlarini hayrete dusurdu.

Harcsiz tas set

Peru'nun
Cusco bolgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre boyunca zikzak
yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona varan
kirectasi bloklari kullanilmis. Ancak hic harc kullanilmamasina ragmen
bu kayalar, arasina bicak bile sokulamayacak kadar mukemmel
yerlestirilmis.
Alıntı
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ,FAYDALI BİLGİLER
|
|
Hakkımda
Herkeslere Merhaba / Hoşgeldiniz
avaremu.blogcu,da
Kendinizden Bir Şeyler Bulacaksınız.Eminim
Hayat Paylaştıkça Anlamlıdır Düşüncesi ile Şiirler Diyorum.Şiir sanattır.Şiir sevgidir.Şiir hayattır.Şiir yaşamdır.Anlatmak yada Anlamak istediklerimizi dört mısraya sığdırdığımız Dünya'mızdır.Hikayeler Konuşan Resimler Doğa resimleri Oto resimleri Gif,ler Fıkralar Renkli ve Güzel Herşey Görmek Hissetmek Paylaşmak Zaten Yaşamak Paylaşmak Değilmidir.
Kategoriler
Etiket Bulutu
FAYDALI BİLGİLER ATATÜRK MUSTAFA KEMAL haber nasihat güzel sözler deyimler NASİHAT FAYDALI BİLGİLER SİTE ADRESLERİ YAŞAM hikayeler astroloji hobi BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ
Arkadaşlarım
• kleopatra81 • subat75 • birxkovaxsogukxsu • ition • salihasadik • etol • fular • ayseninneti • nettenorgu • saclariniz • baris59 • efm • ccna • Zanylife Zanylife • zayiflamakicin • sibelkayseri • dilyadiyari • gulungoncasi • sihirliyazilar • cocukgelisimim • turksamal • indiana • siirlerlesiirler • vifi • Hanifi GÜVERCİN
|
|